16 Nisan 2026 Perşembe

Gerilim Filmi : Pretty Lethal

 Herkese merhabalar efenim,

Film, Los Angeles’lı bir grup genç balerinin prestijli bir dans yarışmasına gitmek üzere yola çıkmasıyla başlıyor. Ancak yolculuk sırasında otobüsleri ıssız bir bölgede bozulur. Yardım ararken, dışarıdan sıradan görünen ama aslında son derece tehlikeli bir mekâna sığınırlar.

İçeri girdikleri bu yer, Uma Thurman’ın canlandırdığı eski balerin Devora’nın kontrolündedir. Kısa sürede her şey tersine döner: grubun öğretmeni öldürülür ve balerinler adeta av haline gelir.

Film tam burada farklılaşıyor: Bu kızlar klasik “kurban” karakterler değil. Yıllarca aldıkları disiplinli bale eğitimi sayesinde vücutlarını birer silaha dönüştürerek hayatta kalmaya çalışıyorlar. Pointe ayakkabıları, bıçaklar, koreografiler… hepsi birer savaş tekniğine dönüşüyor.

Pretty Lethal, klasik bir hikâyeyi (kapana kısılma + hayatta kalma) alıp bunu bale estetiğiyle birleştiriyor. Çok mantık aramazsan, oldukça eğlenceli ve farklı bir deneyim sunuyor.


15 Nisan 2026 Çarşamba

Gerilim Filmi : Scream 7

 Herkese merhabalar efenim,

Korku sinemasının en ikonik serilerinden biri olan Scream 7, hem nostaljiye yaslanan hem de yeni nesil izleyiciyi yakalamayı hedefleyen yapısıyla dikkat çekiyor. Yıllardır maskenin ardındaki katilin kim olduğu sorusuyla izleyiciyi diken üstünde tutan seri, yedinci filminde de bu geleneği sürdürürken aynı zamanda hikâyeyi farklı bir yöne taşımayı deniyor.

Scream 7, geçmişte yaşanan Woodsboro katliamlarının gölgesinde yeni bir başlangıç yapmaya çalışan karakterlerin hikâyesini merkezine alıyor. Hayatta kalanlar travmalarını geride bırakmaya çalışırken, Ghostface maskesi yeniden ortaya çıkar ve bu kez hedefler daha kişisel, daha karanlıktır.

Film, sadece bir “katil kim?” hikâyesi olmaktan öteye geçerek karakterlerin psikolojik derinliklerine inmeye çalışıyor. Yeni cinayetler, eski sırları gün yüzüne çıkarırken, geçmişle yüzleşmek kaçınılmaz hale geliyor. Katilin motivasyonu bu kez daha karmaşık: intikam, takıntı ve medya kültürüne yönelik eleştiri iç içe geçiyor.

Scream 7, serinin köklerine sadık kalırken yenilikçi olmaya çalışan bir yapım izlenimi veriyor. Eski ve yeni karakterler arasındaki denge, hikâyeye hem duygusal hem de gerilimli bir yapı kazandırıyor.

Eğer önceki filmlerdeki o “katil kim?” heyecanını seviyorsan, bu film de seni aynı şekilde içine çekebilir. Ancak bu kez olay sadece hayatta kalmak değil; geçmişin gölgesinden kurtulup kurtulamayacağınla ilgili.

13 Nisan 2026 Pazartesi

Gerilim Filmi : Exit 8

 Herkese merhabalar efenim,

Son zamanlarda izlediğim en ilginç ve rahatsız edici yapımlardan biri olan Exit 8, klasik korku ya da gerilim filmlerinden çok daha farklı bir deneyim sunuyor. Film, basit gibi görünen bir fikri alıp bunu giderek artan bir paranoya ve tedirginlik atmosferine dönüştürmeyi başarıyor.

Film, sıradan bir metro istasyonunda geçiyor. İsimsiz ana karakterimiz, yeraltı geçidinde ilerlerken “Exit 8” tabelasına ulaşmaya çalışıyor. Ancak burada bir kural var: Eğer herhangi bir anormallik fark ederse geri dönmeli, hiçbir şey yoksa ilerlemeye devam etmeli. Başta basit gibi görünen bu durum, karakterin aynı koridorda tekrar tekrar dolaşmasıyla giderek karmaşık ve korkutucu bir hale geliyor.

Zamanla izleyici de karakterle birlikte gerçeklik algısını sorgulamaya başlıyor. Duvarlardaki afişler değişiyor, ışıklar farklı yanıyor, bazen de “hiçbir şey değişmemiş gibi” görünüyor — ki bu bile başlı başına bir şüphe sebebi haline geliyor. Peki gerçekten bir anormallik var mı, yoksa karakterin zihni mi onunla oyun oynuyor?

Exit 8’in en güçlü yanı kesinlikle atmosferi. Film boyunca neredeyse hiç aksiyon olmamasına rağmen sürekli bir gerilim hissi var. Minimalist mekân kullanımı, tekrar eden sahneler ve küçük detaylarla yaratılan huzursuzluk, filmi izlerken seni sürekli tetikte tutuyor.

Özellikle “bir şey yanlış ama ne?” hissi çok başarılı verilmiş. Bu yönüyle film, jumpscare’lere dayanan korku anlayışından uzaklaşıp daha çok psikolojik bir baskı kuruyor.

Film herkese hitap etmeyebilir. Özellikle hızlı ilerleyen, olay odaklı filmleri sevenler için fazla durağan ve tekrar eden yapısı sıkıcı gelebilir. Ancak sabırlı izleyiciler için oldukça tatmin edici bir deneyim sunduğunu söyleyebilirim.

Ayrıca filmin açık uçlu yapısı bazı izleyiciler için kafa karıştırıcı olabilir. Net cevaplar vermek yerine daha çok yorum yapmaya açık bir final tercih edilmiş.



12 Nisan 2026 Pazar

Bilim Kurgu Filmi : Bugonia

 Herkese merhabalar efenim,

Son dönemde izlediğim en tuhaf ama bir o kadar da düşündürücü filmlerden biri olan Bugonia, izleyiciyi ilk dakikadan itibaren rahatsız edici bir atmosferin içine çekiyor. Yönetmen koltuğunda Yorgos Lanthimos’un oturduğu bu yapım, onun alışıldık absürt ve karanlık anlatım dilini fazlasıyla hissettiriyor.

Film, sıradan bir hayat süren ancak dünyaya karşı ciddi bir güvensizlik geliştirmiş olan bir adamın hikayesini merkezine alıyor. Bu karakter, bazı insanların aslında insan değil, dünyayı ele geçirmek isteyen farklı varlıklar olduğuna inanmaktadır. Bu paranoya, onu giderek daha radikal kararlar almaya iter.

Bir gün, güçlü bir iş kadınının aslında insan kılığına girmiş bir “başka varlık” olduğuna kanaat getirir. Onu kaçırarak gerçeği ortaya çıkarmaya çalışır. Ancak bu noktadan sonra film, “kim gerçekten deli?” sorusunu izleyiciye yöneltmeye başlar.

Bugonia, alışılmış kalıpların dışında bir sinema deneyimi arayanlar için oldukça çarpıcı bir yapım. Rahatsız edici atmosferi, sorgulatan hikayesi ve sıra dışı anlatımıyla uzun süre akılda kalıyor.

10 Nisan 2026 Cuma

Kitap - İsimler Florence Knapp

 Herkese merhabalar efenim,

Son dönemin dikkat çeken psikolojik romanlarından biri olan İsimler, Florence Knapp imzasıyla okurlarla buluşuyor. Kimlik, geçmiş ve insanın kendini yeniden tanımlama süreci üzerine derin bir anlatı sunan bu kitap, sade dili ama çarpıcı kurgusuyla uzun süre akılda kalıyor.

İsimler, hayatı boyunca farklı isimler kullanmak zorunda kalan bir kadının hikâyesini merkezine alıyor. Ana karakterimiz, geçmişinde yaşadığı travmatik olaylar nedeniyle sürekli kimliğini değiştirmek zorunda kalmış ve her yeni isimle birlikte adeta yeni bir hayata başlamıştır.

Ancak bu durum, onun sadece dış dünyadaki kimliğini değil, iç dünyasını da parçalamıştır. Hangi ismin “gerçek” kendisi olduğunu sorgulayan karakter, geçmişiyle yüzleşmeye karar verdiğinde, yıllardır kaçtığı anılar ve gerçeklerle karşı karşıya kalır.

Roman boyunca karakterin farklı kimlikler altında yaşadığı hayatlar, hem psikolojik bir derinlik hem de sürükleyici bir gizem unsuru ile anlatılır. Okur, her yeni bölümde karakterin geçmişine dair yeni bir parçayı keşfederken, onun kim olduğunu anlamaya bir adım daha yaklaşır.

İsimler, psikolojik derinliği olan, düşündüren ve zaman zaman rahatsız edici gerçeklerle yüzleştiren bir roman. Eğer kimlik, geçmiş ve insan psikolojisi üzerine yoğunlaşan hikâyeleri seviyorsanız, bu kitap sizi fazlasıyla tatmin edecektir.


9 Nisan 2026 Perşembe

Gerilim Filmi : Send Help

 Herkese merhabalar efenim,

Bazen bir filme sadece “iyi” demek yetmez; Send Help benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. İzlerken hem gerildim hem de karakterler arasındaki psikolojik oyunun içine tamamen çekildim.

Film, Linda (Rachel McAdams) ve patronu Bradley’nin bir iş seyahati sırasında bindikleri özel uçağın düşmesiyle başlıyor. Kazadan sağ kurtulan tek iki kişi olarak kendilerini ıssız bir adada buluyorlar. Başta klasik bir hayatta kalma hikayesi gibi görünse de film çok hızlı bir şekilde yön değiştiriyor. Çünkü bu sadece doğaya karşı bir mücadele değil; aynı zamanda iki insan arasında giderek sertleşen bir güç savaşına dönüşüyor.

Adada dengeler tamamen değişiyor. Ofiste değersiz görülen Linda, burada hayatta kalma becerileri sayesinde kontrolü ele alırken; kibirli ve alışık olduğu düzen dışında hiçbir şey yapamayan Bradley giderek daha çaresiz hale geliyor. Bu tersine dönüş, filmi sıradanlıktan çıkaran en güçlü unsurlardan biri.

Benim filmde en çok beğendiğim şey kesinlikle bu karakter dinamiği oldu. İki kişi üzerinden bu kadar yoğun bir gerilim kurabilmek gerçekten etkileyici. Aralarındaki diyaloglar, bakışmalar ve giderek artan psikolojik baskı, izlerken sürekli “şimdi ne olacak?” hissi yaratıyor.

Rachel McAdams’ın performansı ise ayrı bir parantezi hak ediyor. Onu bu kadar karanlık ve kontrolcü bir rolde izlemek gerçekten şaşırtıcıydı. Karakterin geçirdiği dönüşüm çok başarılı yansıtılmış; özellikle güç kazandıkça değişen tavırları izlemek oldukça etkileyiciydi.

Filmin atmosferi de çok güçlü. Issız ada teması çok tanıdık olsa da burada kullanılan anlatım dili farklı. Yer yer karanlık mizah, yer yer rahatsız edici sahnelerle birleşince ortaya alışılmışın dışında bir gerilim çıkıyor. Zaten film, sadece hayatta kalma değil, aynı zamanda “insan eline güç geçince neye dönüşür?” sorusunu da sorgulatıyor.

Kısacası Send Help, klasik bir kazadan sağ kurtulma hikayesinin çok ötesinde. Hem psikolojik gerilim hem de karakter odaklı anlatımıyla beni gerçekten etkileyen bir film oldu. Eğer sen de gerilim ama aynı zamanda karakter derinliği olan filmleri seviyorsan, kesinlikle izlenmesi gereken yapımlardan biri.


8 Nisan 2026 Çarşamba

Fantastik Film : Bride

 Herkese merhabalar efenim,

Uzun zamandır bir filmi bu kadar heyecanla beklediğimi hatırlamıyorum. Özellikle başrollerinde Christian Bale ve Jessie Buckley gibi iki güçlü oyuncunun yer alması beklentimi iyice yükseltmişti. Fragmanlardan ve ilk paylaşılan görsellerden oldukça karanlık, stil sahibi ve derinlikli bir hikâye izleyeceğimi düşünüyordum. Ama ne yazık ki film bende tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yarattı.

Öncelikle filmin atmosferi ve görsel dünyası gerçekten dikkat çekici. Gotik tonlar, dönem hissi ve sanat yönetimi konusunda emek verildiği çok belli. Ancak bu güçlü görselliğin altında aynı derecede güçlü bir hikâye bulamayınca, film bir noktadan sonra sadece “iyi görünen ama boş hissettiren” bir yapıya dönüşüyor.

Hikâye tarafında en büyük sorun, karakterlerin yeterince derinleştirilememesi. Özellikle bu kadar iyi oyuncular varken, onların duygusal dünyasına daha fazla girebilmeyi isterdim. Jessie Buckley elinden geleni yapıyor, karakterine ruh katmaya çalışıyor ama senaryonun sınırlılıkları bunu tam anlamıyla desteklemiyor. Aynı şekilde Christian Bale gibi bir oyuncunun potansiyelinin bu kadar az kullanılması da açıkçası şaşırtıcı.

Filmin temposu da ayrı bir problem. Bazı sahneler gereğinden fazla uzatılmış hissi verirken, bazı önemli anlar ise yeterince işlenmeden geçiliyor. Bu dengesizlik izleyiciyi hikâyeden koparıyor. Özellikle orta bölümde ciddi bir durağanlık hissi oluşuyor ve bu da filmin etkisini zayıflatıyor.

Bir diğer eleştirim ise filmin vermek istediği mesajın net olmaması. Belli temalara dokunuluyor ama derinleşmeden yüzeyde bırakılıyor. İzledikten sonra akılda kalan güçlü bir duygu ya da düşünce yerine, “iyi bir şeyler olabilirmiş ama olmamış” hissi kalıyor.

Kısacası, büyük beklentilerle başladığım bu film maalesef beklentimin çok altında kaldı. Oyuncu kadrosu ve görsel dünyasıyla çok daha etkileyici bir iş çıkabilirdi. Ama sonuç olarak, potansiyelini tam kullanamayan bir yapım olarak aklımda yer etti.

Eğer sadece görsel atmosfer ve oyunculuk görmek için izlenecekse bir şans verilebilir, ama güçlü bir hikâye arayanlar için biraz hayal kırıklığı yaratabilir.

Film, 1930’ların Chicago’sunda geçiyor. Yalnız ve dışlanmış bir karakter olan Frankenstein’ın canavarı (Christian Bale), kendine bir eş yaratılması için bir bilim insanından yardım istiyor. Bu süreçte öldürülen genç bir kadın (Jessie Buckley) yeniden hayata döndürülüyor ve “Gelin” ortaya çıkıyor. Ancak bu yeniden doğuş klasik bir aşk hikâyesine dönüşmüyor. İkili zamanla toplumdan kaçan, suçlara karışan ve adeta kaotik bir “suç ortaklığı” yaşayan bir çift haline geliyor. Hikâye bir noktadan sonra Bonnie & Clyde tarzı bir kaçış ve isyan anlatısına evriliyor.


6 Nisan 2026 Pazartesi

Gerilim Filmi : The Drama

 Herkese merhabalar efenim,

Son dönemin en çok konuşulan ve tartışılan filmlerinden biri olan The Drama, klasik romantik komedi kalıplarını tamamen ters yüz eden, rahatsız edici ama bir o kadar da düşündürücü bir yapım.

Başrollerinde Zendaya ve Robert Pattinson yer alıyor.

Film, evlenmelerine sadece birkaç gün kalmış bir çiftin hikâyesini anlatır: Emma (Zendaya) ve Charlie (Robert Pattinson).

Her şey dışarıdan bakıldığında kusursuz görünür. Birbirine aşık, uyumlu ve evlilik hazırlığı yapan bir çift… Ancak bir akşam arkadaşlarıyla oynadıkları masum bir oyun, ilişkilerinin temelini sarsacak bir gerçeğin ortaya çıkmasına neden olur.

Emma’nın geçmişine dair yaptığı şok edici bir itiraf, sadece Charlie’yi değil, izleyiciyi de derinden sarsar. Bu itiraf sonrası:

Güven kavramı sorgulanır

Aşkın sınırları test edilir

“Birini gerçekten tanımak mümkün mü?” sorusu ortaya çıkar

Film, düğün haftası boyunca giderek artan gerilimle birlikte çiftin ilişkisinin çözülüşünü ve yeniden şekillenmesini gözler önüne serer.

3 Nisan 2026 Cuma

İngiliz Dizisi : Something Very Bad Is Going to Happen

 Herkese merhabalar efenim,

Son dönemlerin en dikkat çeken yapımlarından biri olan Something Very Bad Is Going to Happen, izleyiciyi daha ilk bölümden itibaren içine çeken karanlık atmosferi ve psikolojik gerilimiyle öne çıkıyor. Gizem ve suç unsurlarını ustalıkla harmanlayan bu dizi, sadece olay örgüsüyle değil, karakterlerin derinliğiyle de iz bırakan bir yapım.

Dizi, romantik gibi başlayan ama kısa sürede rahatsız edici bir gerilime dönüşen bir hikâyeyi anlatır.

Hikâyenin merkezinde bir çift vardır. Kadın karakter, yeni tanıştığı adamla birlikte onun şehirden uzak, izole bir bölgede bulunan kulübesine gitmeyi kabul eder. Başta her şey oldukça normal ve hatta huzurlu görünür.Sonrasından kadının adamın ailesiyle tanışmasıyla tuhaf olaylar başlar.



31 Mart 2026 Salı

Kitap - Domuzlarla Muhabbet Onur Şener

 Herkese merhabalar efendim,

Okulda bir öğrencimin bana hediye ettiği bir kitapla devam ediyoruz okuma serüvenine.Amcasının kitabıymış.

Domuzlarla Muhabbet, bireyin çocukluktan itibaren maruz kaldığı kurallar, beklentiler ve toplumsal uyum baskısı karşısında yaşadığı içsel yabancılaşmayı merkeze alan bir anlatı. Zekânın bir ayrıcalık değil, çoğu zaman yalnızlaştıran bir yük olarak ele alındığı metin; empati, kibir, ikiyüzlülük, psikoloji kavramlarını gündelik hayatın içinden sahnelerle sorgular. Okurunu rahatlatmayı değil, düşünmeye zorlamayı amaçlayan bu kitap; dünyayla aynı duyguda buluşamayanların sessiz hikâyesini anlatıyor.

30 Mart 2026 Pazartesi

Romantik Film : Sonunda Sen

 Herkese merhabalar efenim,

Netflix’in romantik dram türündeki dikkat çeken yapımlarından Sonunda Sen, izleyiciyi hem duygusal hem de düşündürücü bir yolculuğa çıkarıyor. Aşkın zamanlaması, hayatın sürprizleri ve insanın kendini keşfetme süreci üzerine kurulu bu film, özellikle içten anlatımıyla öne çıkıyor.

Film, hayatının farklı dönemlerinde yanlış ilişkiler yaşamış ve artık aşka olan inancını yitirmeye başlamış bir kadının hikâyesini merkezine alıyor. Kariyerine odaklanmış, kontrollü ve planlı bir hayat süren baş karakter, hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan biriyle tanışır.

Bu karşılaşma, ilk başta sıradan bir tesadüf gibi görünse de zamanla ikisinin de hayatını değiştiren bir dönüm noktasına dönüşür. Ancak geçmişin yükleri, korkular ve yanlış zamanlama gibi engeller, bu ilişkinin önüne sürekli set çeker.


29 Mart 2026 Pazar

Kitap - Kusursuz Çocuk Freida Mcfadden

 Herkese merhabalar efenim,

Psikolojik gerilim türünü seviyorsanız, Freida McFadden’ın kaleminden çıkan Kusursuz Çocuk, sizi sayfalar boyunca huzursuz eden ama elinizden bırakamayacağınız bir hikâye sunuyor. Yazar, yine alıştığımız gibi sıradan görünen bir hayatın altında saklanan karanlık sırları ustalıkla ortaya çıkarıyor.

Hikâye, evlat edinmek isteyen bir çiftin hayatına odaklanıyor. Bu çift, dışarıdan bakıldığında son derece sakin, zeki ve “kusursuz” görünen bir çocuğu hayatlarına alır. Başta her şey hayal ettikleri gibidir: sessiz, uyumlu ve sorun çıkarmayan bir çocuk…

Ama zaman geçtikçe küçük ve rahatsız edici detaylar ortaya çıkmaya başlar.

Çocuğun davranışları giderek tuhaflaşır. Söylediği bazı şeyler, yaptığı küçük hareketler ve özellikle evde yaşanan açıklanamayan olaylar, bu “kusursuz” görüntünün altında çok daha karanlık bir şeylerin saklandığını düşündürür.

Anne karakteri, bir noktadan sonra şu soruyla yüzleşmek zorunda kalır:

Bu çocuk gerçekten masum mu, yoksa düşündüğümden çok daha tehlikeli biri mi?

Kusursuz Çocuk, başta yavaş ilerliyor gibi hissettirse de aslında bu, gerilimi adım adım inşa etmek için bilinçli bir tercih. Özellikle ortalardan sonra tempo ciddi şekilde artıyor ve kitabı bırakmak neredeyse imkânsız hale geliyor.



27 Mart 2026 Cuma

Kitap - Aile İçi Cinayet Cara Hunter

 Herkese merhabalar efenim,

Polisiye ve psikolojik gerilim türünün güçlü isimlerinden Cara Hunter, Aile İçi Cinayet kitabında okuyucuyu geçmişle bugün arasında gidip gelen, katman katman açılan bir gizemin içine çekiyor. Bu roman, klasik “katil kim?” sorusunun ötesine geçerek aile içindeki sırların ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyor.

Hikâye, 3 Ekim 2003’te Londra’daki lüks bir evde işlenen gizemli bir cinayetle başlıyor. Zengin bir adam olan Luke Ryder, evinde ölü bulunur. Olayın ardından geriye dul eşi ve üç üvey çocuk kalır. Ancak en dikkat çekici nokta şudur:

Ortada bir cinayet vardır ama katili gören yoktur.

Bu dava yıllarca çözülemez ve zamanla unutulmaya yüz tutar…

Ta ki olaydan 20 yıl sonra, bir televizyon programı bu dosyayı yeniden açana kadar.

Gerçek suç belgeseli formatındaki bu programda, uzmanlar tüm kanıtları yeniden incelemeye başlar. İlginç olan ise programın arkasındaki isimlerden birinin, cinayet işlendiğinde henüz çocuk olan üvey oğul Guy olmasıdır.

Kamera karşısında adım adım ilerleyen soruşturma, sadece cinayetin değil, bu ailenin içindeki karanlık sırların da ortaya çıkmasına neden olur.

Ama bir sorun vardır:

Gerçekler ortaya çıktıkça, herkes şüpheli hale gelmeye başlar…

Aile İçi Cinayet, klasik polisiyelerden farklı olarak bir belgesel/TV programı formatında ilerliyor. Bu da kitaba ayrı bir gerçekçilik katıyor.

Okurken kendinizi bir izleyici gibi hissediyorsunuz:

kanıtları görüyorsunuz, ifadeleri okuyorsunuz ve sürekli tahmin yürütüyorsunuz.

En sevdiğim yönü şu oldu:

Her bölümde fikir değiştiriyorsunuz. “Kesin katil bu” dediğiniz anda yazar sizi ters köşe yapıyor.


24 Mart 2026 Salı

Gizem Filmi : The Little Things

 Herkese merhabalar efenim,

2021 yapımı The Little Things, ağır tempolu anlatımı ve karakter odaklı yapısıyla klasik bir seri katil hikâyesinden çok daha fazlasını sunuyor. Yönetmen koltuğunda John Lee Hancock otururken, başrollerde Denzel Washington, Rami Malek ve Jared Leto gibi güçlü isimler yer alıyor.

Film, geçmişinde iz bırakan bir davayla hâlâ hesaplaşamayan deneyimli şerif yardımcısı Joe “Deke” Deacon’un hikâyesini anlatır. Deke, küçük bir kasabada görev yaparken Los Angeles’a kısa süreli bir görev için gelir. Ancak burada, genç ve hırslı dedektif Jim Baxter ile yolları kesişir.

İkili, şehirde ortaya çıkan bir seri cinayet vakasını çözmek için birlikte çalışmaya başlar. Deke’in geçmişte çözemediği davayla bu yeni cinayetler arasındaki benzerlikler, onu hem psikolojik olarak zorlar hem de olayın içine giderek daha derin çekilmesine neden olur. Şüpheler, tuhaf davranışlarıyla dikkat çeken Albert Sparma üzerinde yoğunlaşır. Ancak film ilerledikçe izleyiciye net cevaplar vermek yerine şüpheyi ve belirsizliği büyütmeyi tercih eder.

“The Little Things”, hızlı aksiyon ve net cevaplar bekleyenler için biraz sabır isteyen bir film. Ancak karakter analizlerini, psikolojik derinliği ve karanlık atmosferi sevenler için oldukça tatmin edici bir deneyim sunuyor.


23 Mart 2026 Pazartesi

Kitap - Veda Etmiyorum Han Kang

 Herkese merhabalar efenim,

Bazı kitaplar yüksek sesle konuşmaz; fısıldar. Veda Etmiyorum tam olarak böyle bir roman. Sessiz ama derin, yavaş ama sarsıcı. Han Kang yine insanın içindeki karanlık ve kırılgan alanlara dokunuyor.

Roman, bir kadının arkadaşı için çıktığı yolculukla başlıyor. Bu yolculuk fiziksel olduğu kadar zihinsel ve duygusal bir yolculuk. Kar, soğuk ve ıssız bir ada atmosferinde ilerleyen hikâye, Güney Kore’nin geçmişindeki travmatik bir tarihsel olaya (Jeju Adası katliamı) uzanıyor.

Anlatı; hatırlama, yas, kayıp ve hafıza temaları etrafında şekilleniyor. Karakterler yalnızca kişisel acılarıyla değil, kolektif bir geçmişin yüküyle de yüzleşiyor. “Veda etmiyorum” cümlesi burada unutmaya direnmek, hafızayı canlı tutmak anlamına geliyor.

Han Kang’ın dili her zamanki gibi şiirsel ve minimal. Olaydan çok duygu var. Büyük dramatik sahneler yerine donmuş bir manzara, bir sessizlik, bir bekleyiş üzerinden ilerliyor. Bu yüzden kitap herkese hitap etmeyebilir; sabır isteyen bir metin.

Ama bence tam da bu yavaşlık kitabın gücü. Okurken acele edemiyorsunuz. Metin sizi yavaşlatıyor. Özellikle kar metaforu çok etkileyiciydi: Örtüyor ama yok etmiyor. Hafıza da öyle — üstü kapanıyor ama silinmiyor.

Daha önce Kore edebiyatında sade yaşam ve içsel dönüşüm temalı eserleri sevdiğini düşünürsek, bu kitap biraz daha ağır ama daha derin bir durakta duruyor diyebilirim. Duygusal olarak yoğun; bitirdiğimde içimde sessiz bir ağırlık kaldı.



Kitap - Altı Harfli Bir Tatlı Şermin Yaşar

 Herkese merhabalar efenim,

Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda yüzünüzde hafif bir tebessüm, içinizdeyse tanıdık bir sızı bırakır. Şermin Yaşar’ın kaleminden çıkan Altı Harfli Bir Tatlı tam olarak böyle bir roman. Hem eğlenceli hem duygusal, hem sade hem derin… Günlük hayatın içinden, bizden bir hikâye.

Romanın merkezinde bir aile var. Ama bu “sıradan” bir aile hikâyesi değil. Her bir karakter kendi iç dünyasıyla, kırgınlıklarıyla, beklentileriyle ve hayalleriyle anlatılıyor. Kuşak çatışmaları, yanlış anlaşılmalar, suskunluklar ve sevginin dile getirilemeyen halleri kitabın temel taşlarını oluşturuyor.

“Altı harfli tatlı” ifadesi, yalnızca bir yiyeceği değil; aynı zamanda hayatın içindeki küçük ama anlamlı mutlulukları simgeliyor. Bazen bir sofrada, bazen bir çocukluk anısında, bazen de söylenememiş bir “özür”de karşımıza çıkıyor. Hikâye ilerledikçe okur, karakterlerin geçmişleriyle yüzleşmelerine, birbirlerini yeniden anlamaya çalışmalarına tanıklık ediyor.

Şermin Yaşar, olay örgüsünü büyük dramatik kırılmalar üzerinden değil; gündelik hayatın küçük ama etkili anları üzerinden kuruyor. Bu da kitabı daha samimi ve gerçek kılıyor.

Bu roman, yüksek tempolu bir olay zinciri sunmuyor; onun yerine kalbe dokunan, tanıdık ve sıcak bir hikâye anlatıyor. Bazen bir tatlı kadar basit görünen şeylerin, aslında ne kadar anlam taşıyabileceğini hatırlatıyor.

16 Mart 2026 Pazartesi

Kitap - Sarı Yüz R. F. Kuang

 Herkese merhabalar efenim,

Edebiyat dünyasının parıltılı ama acımasız yüzünü anlatan, sert ve rahatsız edici bir roman: Sarı Yüz (orijinal adıyla Yellowface). R. F. Kuang bu kitapta fantastik dünyalardan çıkıp doğrudan yayıncılık sektörünün kalbine iniyor — ve açıkçası hiç yumuşak davranmıyor.

Roman, başarısız bir yazar olan June Hayward’ın hikâyesini anlatıyor. June, edebiyat dünyasında yükselen Asyalı-Amerikalı yazar Athena Liu ile aynı çevrede bulunmuş ama onun gölgesinde kalmış biri. Bir gün Athena’nın ani ölümü sonrası June, onun yayımlanmamış dosyasını sahiplenir ve kendi adıyla yayımlar.

Ancak burada mesele sadece bir “eser hırsızlığı” değil. June, kitabı yayımlarken kimliğini de manipüle eder; kültürel temsiliyet, azınlık kimliği ve sektörün pazarlama stratejileri devreye girer. Roman boyunca sosyal medya linç kültürü, yayıncılık dünyasındaki ikiyüzlülük ve “çeşitlilik” kavramının nasıl ticari bir malzemeye dönüştüğü sorgulanır.

Bu kitap beni rahatsız etti  ama iyi anlamda. Çünkü June karakteri klasik bir “kötü” değil. Onun kıskançlığını, yetersizlik hissini ve görünür olma arzusunu anlayabiliyorsunuz. Bu da hikâyeyi daha çarpıcı yapıyor.

En sevdiğim tarafı anlatıcının güvenilmez oluşu. Sürekli June’un bakış açısındayız ve zamanla şunu fark ediyoruz: İnsan kendini aklamak için zihninde nasıl hikâyeler yazabiliyor.

15 Mart 2026 Pazar

Kitap - Yunanca Dersleri Han Kang

 Herkese merhabalar efenim,

Bazı kitaplar yüksek sesle konuşmaz; fısıldar. Yunanca Dersleri tam olarak böyle bir roman. Sessizliğin, kaybın ve kelimelerin sınırında dolaşan incelikli bir metin.

Roman, konuşma yetisini kaybetmiş genç bir kadının hikâyesini merkezine alıyor. Kadın, annesini ve evliliğini kaybettikten sonra iç dünyasına çekilmiş; sözcüklerle bağını yitirmiştir. Bu kayıp yalnızca fiziksel bir suskunluk değil, aynı zamanda hayata karşı bir geri çekiliştir.

Bu süreçte bir Yunanca kursuna yazılır. Dersin hocası ise yavaş yavaş görme yetisini kaybeden bir adamdır. İki karakter de bir şeyleri eksiltmiş, bir yanlarını yitirmiştir: biri sesi, diğeri ışığı. Aralarında kurulan bağ, konuşmadan da mümkün olan bir iletişimin varlığını gösterir.

Yunanca burada sadece bir dil değil; unutulmuş bir geçmişe, köklere ve anlam arayışına açılan bir kapıdır.

Han Kang’ın kalemi yine son derece şiirsel ve yavaş. Olaydan çok duyguya yaslanan bir anlatım var. Eğer hızlı akan, sürükleyici bir hikâye arıyorsanız bu kitap size ağır gelebilir. Ama kelimelerin arasındaki boşlukları okumayı seviyorsanız, tam size göre.

Ben kitabı okurken en çok şu düşünceye takıldım:

Bazen konuşamamak bir eksiklik değil, dünyanın gürültüsüne karşı bir savunma olabilir mi?

Romanın atmosferi melankolik ama karanlık değil. Daha çok sisli bir sabah gibi; net olmayan ama huzursuz da etmeyen bir hava taşıyor. Özellikle iki karakter arasındaki sessiz yakınlaşma çok incelikli işlenmiş. Büyük dramatik patlamalar yok; küçük, içsel kırılmalar var.

12 Mart 2026 Perşembe

Kitap - Tuhaf Ev Uketsu

 Herkese merhabalar efenim,

Bazen bir ev sadece bir ev değildir. Duvarlar, odalar, kapılar… Hepsi bir şey saklıyor olabilir. Tuhaf Ev, tam da bu fikir üzerine kurulu, rahatsız edici derecede zekice bir roman.

Hikâye, sıradan gibi görünen bir ev planının incelenmesiyle başlıyor. Ancak bu evin mimarisinde “gariplikler” var: Mantıksız boşluklar, tuhaf yerleştirilmiş odalar, açıklanamayan alanlar…

Anlatıcı ve bir mimar arkadaşı, bu plan üzerinden evin geçmişine dair ipuçlarını çözmeye çalışıyor. Olaylar ilerledikçe, evin tasarımındaki anormalliklerin aslında karanlık bir gerçeğe işaret ettiği ortaya çıkıyor.

Roman klasik bir korku hikâyesi gibi ilerlemiyor. Daha çok bir bulmaca çözer gibi okuyorsunuz. Gerilim; ani olaylardan değil, fark edilen küçük detaylardan doğuyor.

Bu kitabın en sevdiğim yanı özgün yapısı oldu. Metnin içinde ev planları ve görsel unsurlar yer alıyor (baskıya göre değişebiliyor) ve siz gerçekten bir şeyleri analiz ediyormuş gibi hissediyorsunuz.

Gerilim yavaş yavaş artıyor. “Acaba fazla mı düşünüyorum?” dediğiniz yerde yazar sizi bir adım daha ileri taşıyor. Özellikle mekân üzerinden korku yaratma fikri çok etkileyici. Çünkü ev dediğimiz yer güvenli alanımızdır; burada o güven duygusu yavaşça parçalanıyor.

Kitap - Sade Bir Hayat Hwang Bo Reum

 Herkese merhabalar efenim,

Modern hayatın hızına yetişmeye çalışırken içimizde bir yerlerde yorulduğumuzu fark ettiğimiz anlar olur. Sade Bir Hayat tam da o yorgunluğa dokunan, sakin ama derin bir roman.

Roman, şehir hayatının baskısından bunalmış bir karakterin kendi iç sesini yeniden bulma yolculuğunu anlatıyor. İş hayatının temposu, beklentiler, toplumun “başarı” tanımı derken kahramanımız bir noktada durup şunu soruyor: “Gerçekten istediğim hayat bu mu?”

Hikâye boyunca büyük dramatik olaylar yerine küçük ama anlamlı anlara odaklanıyoruz. Taşınma, yeni bir başlangıç, sadeleşme çabası ve insan ilişkilerinde samimiyet arayışı… Tüm bunlar minimalist bir anlatımla veriliyor. Aslında romanın formu da içeriği kadar sade.

“Sade bir hayat” burada sadece az eşya demek değil; az karmaşa, az beklenti, daha çok farkındalık anlamına geliyor.

Bu kitabı okurken en çok hissettiğim şey huzurdu. Büyük olaylar, şok edici kırılmalar yok; ama insanın içini yavaş yavaş dönüştüren bir akış var.

Özellikle yoğun çalışan, sürekli üretmeye ve yetişmeye çalışan insanlar için çok iyi bir ayna olduğunu düşünüyorum. Senin gibi hem çalışan hem kendini geliştirmeye odaklı biri için bu tür metinler bazen “dur ve nefes al” demenin en nazik yolu oluyor.

Kitabın dili oldukça sade. Yer yer tekrar hissi verebilir ama bence bu bilinçli bir tercih; çünkü sadeleşme zaten tekrarlarla, küçük farkındalıklarla gerçekleşiyor.

Benim için en etkileyici tarafı, başarı kavramını sorgulatması oldu. Gerçek başarı; daha çok kazanmak mı, yoksa iç huzuru yakalamak mı? Roman bu soruyu açıkça sormuyor ama hissettiriyor.



9 Mart 2026 Pazartesi

Kore Dizisi : Boyfriend on Demand

 Herkese merhabalar efenim,

Romantik komediler, izleyicilere hem eğlenceli hem de duygusal hikâyeler sunmayı başarır. Son dönemde dikkat çeken dizilerden biri olan Boyfriend on Demand, modern ilişkiler, yalnızlık ve teknoloji çağında aşkın nasıl değiştiği üzerine keyifli bir hikâye anlatıyor. Eğlenceli kurgusu ve romantik atmosferiyle özellikle Kore dizisi severlerin ilgisini çekebilecek bir yapım.

Dizi, yoğun iş temposu ve yalnız bir hayat yaşayan genç bir kadının hayatına odaklanıyor. İşinde başarılı olsa da özel hayatında istediği ilişkiyi bir türlü bulamayan baş karakter, bir gün “kiralık sevgili” hizmeti sunan sıra dışı bir uygulamayla tanışır. Bu uygulama sayesinde kullanıcılar, belirli süreler için kendilerine eşlik edecek bir “erkek arkadaş” kiralayabilmektedir.

Başta sadece sosyal ortamlarda yalnız görünmemek ya da aile baskısından kurtulmak için kullanılan bu hizmet, zamanla beklenmedik duyguların ortaya çıkmasına neden olur. Kiralanan ilişkiler ile gerçek duygular arasındaki sınır giderek bulanıklaşırken, karakterler de aşkın planlanabilecek bir şey olup olmadığını sorgulamaya başlar.

Romantik komedi sevenler için Boyfriend on Demand, hafif tempolu ama duygusal yönü de olan bir dizi. Karakterlerin zamanla gelişen ilişkisi, izleyicinin hem gülümsemesini hem de empati kurmasını sağlıyor. Özellikle günümüzün uygulamalarla şekillenen sosyal dünyasına yapılan göndermeler, hikâyeyi daha gerçekçi ve güncel hale getiriyor.

7 Mart 2026 Cumartesi

Kore Dizisi : The Price of Confession

 Herkese merhabalar efenim,

Son yıllarda Kore dizileri yalnızca romantik hikâyelerle değil, psikolojik gerilim ve suç temalarıyla da izleyiciyi etkisi altına alıyor. 2025 yapımı The Price of Confession da tam olarak bu noktada öne çıkan, karanlık atmosferi ve ahlaki ikilemleriyle dikkat çeken bir dizi. Gizem, suç ve psikolojik gerilim unsurlarını bir araya getiren bu yapım, izleyiciyi sürekli “gerçek nedir?” sorusunun peşinden sürüklüyor.

Dizi, sakin bir hayat süren lise resim öğretmeni Ahn Yoon-soo’nun bir sabah hayatının tamamen değişmesiyle başlar. Yoon-soo’nun eşi kendi stüdyosunda öldürülmüş halde bulunur ve tüm şüpheler doğrudan onun üzerine yönelir. Deliller belirsiz olsa da kamuoyu, polis ve savcılık onu suçlu olarak görmeye başlar. Yoon-soo bir anda kendisini hem toplumun hem de adalet sisteminin karşısında bulur.

Cezaevinde kaldığı süre boyunca hayatına beklenmedik biri girer: diğer mahkûmlar tarafından “cadı” olarak anılan gizemli kadın Mo-eun. İnsanların zayıf noktalarını okuyabilen bu tuhaf kadın, Yoon-soo’ya akıl almaz bir teklif sunar:

Yoon-soo’nun suçunu üstlenecek ve cinayeti kendisinin işlediğini itiraf edecektir.

Ama bunun bir bedeli vardır. Yoon-soo dışarı çıktığında Mo-eun’un istediği bir cinayeti işleyecektir.

Bu noktadan sonra dizi yalnızca bir cinayet soruşturması olmaktan çıkar ve izleyiciyi etik bir labirentin içine sokar. Bir insan özgürlüğü için ne kadar ileri gidebilir? Masumiyet gerçekten kanıtlanabilir mi, yoksa bazen gerçeğin bedeli çok mu ağırdır?

4 Mart 2026 Çarşamba

Kitap - Tokyo'da Tuhaf Hava Hiromi Kawakami

 Herkese merhabalar efenim,

Tsukiko, Tokyo’da sıradan bir hayat süren, otuzlu yaşlarında bir kadındır. Bir gün tek başına yemek yerken eski lise öğretmenlerinden biriyle karşılaştığında adını hatırlayamaz ve kısaca ona “sensei” diye hitap eder. Tesadüfi karşılaşmalar olarak başlayan bu buluşmalar sayesinde aralarındaki bağ, yüzeysel bir tanışıklıktan çekingen bir samimiyete evrilir. Ancak ilişkileri yaş farkı ve toplumsal normların yarattığı sınırlarla şekillenecektir.

Tokyo’da Tuhaf Hava’da Japon yazar Kavakami, yolları kesişen iki yalnız ruhun zaman ve mekânın ötesine geçen, ince bir melankoliyle belirsizce ilerleyen ilişkisini büyüleyici bir Tokyo manzarasıyla sunuyor.



3 Mart 2026 Salı

Kitap - Köpeklere ve Duvarlara Dair Yuko Tsushima

 Herkese merhabalar efenim,

“Yıllar geçtikçe sular âlemi gözünde gitgide güzelleşecek, ışıltısını daha da artıracak. Ve sen o âleme gideceksin. Böyle olmasını diliyorum. Seni sevdiğim için, bir gün öleceğini düşünmek falan istemiyorum.”

Rüya ile gerçek arasında süzülen anılarla örülmüş duvarlar, su tanrıları tarafından kapıp götürülen babalar, unutulan şemsiyeler, yitirilen çocukluklar, hiçbir zaman tam anlamıyla aile olamamış aileler…

21. yüzyılın en özgün kadın yazarlarından Yūko Tsushima bir evlat, bir kardeş, bir anne ve bir kadın olarak kendi hayatının farklı dönemlerinden izler taşıyan bu iki öykü aile olmanın zorluklarını eşelerken, terk edilmenin, kayıp ve yas duygusunun, yalnızlığın yarattığı melankoliyi de su yüzüne çıkarıyor.



2 Mart 2026 Pazartesi

Kitap - Zamanını Kiralayan Adam Shoji Morimoto

 Herkese merhabalar efenim,

“Bir hizmet başlatıyorum... Yanınızda birinin olmasını dilediğiniz herhangi bir durum için kullanabilirsiniz. Belki gitmek istediğiniz bir restoran vardır ama tek başınıza gitmekten çekiniyorsunuzdur.

Belki oynamak istediğiniz bir oyun vardır ama bir kişi eksiktir. 

Ya da belki kiraz çiçeklerini izlemek için otoparkta yer tutacak birine ihtiyacınız vardır.”

Shoji Morimoto’ya patronu sürekli, işe gelmesinin hiçbir fark yaratmadığını, varlığının şirkete fayda sağlamadığını söylüyordu.

Morimoto da “hiçbir şey yapmayan” birinin bu dünyada yeri ve gerçek bir değeri olup olmayacağını sorgulamaya başladı.

“Hiçbir şey yapmamak” bir hizmete dönüştürülebilir miydi?

Böylece tek bir tweet’le “Kiralık İnsan” doğdu.

Kiralık İnsan; yalnız, sosyal kaygıları olan, yakın çevresinden biri yerine bir yabancının yanında olmasını tercih edenlere ilgi çekici bir hizmet sunuyor. Güvenilir, yargılayıcılıktan uzak ve yabancı kalmaya kararlı.

Morimoto, sıradışı işindeki birbirinden ilginç deneyimlerini bizlerle paylaşırken bir bağ kurma ve amaç arayışımızda ilişki, dostluk, iş ve aile kavramlarını nasıl  değerlendirdiğimizi son derece sade bir anlatımla gözler önüne seriyor.



25 Şubat 2026 Çarşamba

Kitap - Profesör Do'nun Göz Kliniği Yoonha Byun

 Herkese merhabalar efenim,

Bir karga, bir ayna ve dolunayın ışığı altında hem gözleri hem kalpleri iyileştiren gizemli bir adam... Lise öğrencisi Eunhu, kaybettiği babasının ardından içindeki karanlığa hapsolmuştur.

Bir gün, karganın çaldığı el aynasının peşine düşünce terk edilmiş bir depoya girer ve kendini Dolunay Göz Kliniği adlı gizemli bir tedavi merkezinde bulur.

Profesör Do’nun yönettiği bu klinikte hastalar yalnızca gözlerinden değil ruhlarından da tedavi olurlar. Her hastanın ruhunun bir rengi, kilosu, ölçüsü vardır ve elbette sakladıkları büyük sırları ve arzuları da... Aynasını geri almak için orada çalışmaya başlayan Eunhu’nun yolu türlü hikâyesi olan hastalarla kesişir. Genç ve yakışıklı Siwoo, sırrını sonuna kadar anlatmayan Mina, yaşamaktan umudunu kesmiş bir fırıncı, güzellik takıntılı bir kadın ve daha nice kırılgan kalpler kliniktedir.

Yoonha Byun incelikli üslubuyla, büyülü gerçekliğin sınırlarını zorlarken yüreklere dokunan fantastik bir hikâyeyi okurlarıyla buluşturuyor. İnsan ruhunun en derinlerinde dolaşacak, hayal ve umut, iyi ve kötü, kayıp ve fedakârlık üzerine eşsiz bir romanın keyfine varacaksınız.



24 Şubat 2026 Salı

Kore Dizisi : The Art Of Sarah

 Herkese merhabalar efenim,

Güney Kore dizileri son yıllarda yalnızca romantik hikâyelerle değil; psikolojik derinliği ve güçlü kadın karakterleriyle de dikkat çekiyor. The Art of Sarah, sanat dünyasının ışıltılı yüzünün arkasındaki güç savaşlarını ve kimlik arayışını merkezine alan çarpıcı bir yapım.

Dizi, yoksulluk içinde büyümüş ama keskin zekâsı ve estetik bakışıyla dikkat çeken Sarah’nın hikâyesini anlatıyor. Sanat dünyasına adım attığında, yalnızca tabloların değil insanların da birer “eser” gibi şekillendirilebildiğini fark eder.

Sarah, yükselmek için stratejik hamleler yapar; ilişkileri bir araç, duyguları ise kontrol edilmesi gereken bir zayıflık olarak görür. Ancak geçmişi ve bastırdığı travmalar, kurduğu düzeni tehdit etmeye başlar. Sanat galerileri, müzayedeler ve elit çevreler arasında ilerleyen hikâye; hırsın, özgüvenin ve kırılganlığın iç içe geçtiği bir psikolojik drama sunar.

The Art of Sarah, temposu zaman zaman sakin ilerleyen ama psikolojik olarak yoğun bir dizi. Sanat dünyasına ilgi duyanlar ve güçlü kadın karakter anlatılarını sevenler için etkileyici bir seçenek.


23 Şubat 2026 Pazartesi

Dram Filmi : Uğultulu Tepeler

 Herkese merhabalar efenim,

Emily Brontë’nin ölümsüz romanından uyarlanan Uğultulu Tepeler, aşkı romantik bir masal gibi değil; karanlık, yıkıcı ve takıntılı bir duygu olarak anlatır. Film, İngiliz edebiyatının kült eserlerinden biri olan Wuthering Heights’ten uyarlanmıştır ve gotik atmosferiyle izleyiciyi sert bir duygu dünyasına davet eder.

Hikâye, ıssız Yorkshire bozkırlarında yaşayan Earnshaw ailesinin, sokakta buldukları yetim bir çocuğu evlat edinmesiyle başlar. Bu çocuk Heathcliff’tir. Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile Heathcliff arasında çocukluktan itibaren güçlü ama karmaşık bir bağ oluşur.

Ancak sınıf farkı, gurur ve toplumsal beklentiler bu ilişkiyi zehirler. Catherine’in zengin biriyle evlenme kararı, Heathcliff’in içindeki kırgınlığı ve öfkeyi derinleştirir. Yıllar sonra geri dönen Heathcliff artık aynı kişi değildir; intikam, hikâyenin merkezine yerleşir. Film, aşkın nasıl yıkıcı bir güce dönüşebileceğini çarpıcı bir şekilde gösterir.

Uğultulu Tepeler, klasik bir aşk filmi değildir. Daha çok, insanın içindeki karanlık tarafı ve bastırılmış duyguların sonuçlarını anlatır. Gotik havası, güçlü doğa tasvirleri ve yoğun duygusal gerilimiyle iz bırakan bir yapım.


Dram Filmi : Hamnet

 Herkese merhabalar efenim,

Edebiyat ve tarih tutkunlarının merakla beklediği Hamnet, yalnızca bir dönem filmi değil; yas, aşk ve üretimin iç içe geçtiği derinlikli bir anlatı sunuyor. Film, Hamnet romanından uyarlanmış ve merkezine tarihin en büyük oyun yazarlarından biri olan William Shakespeare’in ailesini alıyor. Ancak bu filmde odak Shakespeare değil; daha çok görünmeyen ama derinden hissedilen bir hikâye: Hamnet’in hikâyesi.

Film, 16. yüzyıl İngiltere’sinde Shakespeare’in eşi Anne Hathaway (filmde Agnes olarak da anılır) ve ikiz çocukları Hamnet ile Judith’in yaşamına odaklanıyor. Ailenin sıradan ama sevgi dolu hayatı, küçük Hamnet’in ani ve trajik ölümüyle sarsılır.

Bu kayıp yalnızca bir çocuğun ölümü değildir; bir annenin parçalanışı, bir babanın içe kapanışı ve bir ailenin sessizce değişmesidir. Film, yasın farklı biçimlerini gösterirken aynı zamanda sanatın acıdan nasıl doğabileceğine dair güçlü bir alt metin sunar. Hamnet’in ölümü, yıllar sonra yazılacak olan Hamlet tragedyasına ilham olur.

Hamnet, hızlı tempolu bir film değil; izleyiciden sabır isteyen, duygulara alan açan bir yapım. Özellikle edebiyat ve tarih sevenler için oldukça etkileyici. Shakespeare’in eserlerini bilenler için ise film, Hamlet’e bambaşka bir duygusal arka plan kazandırıyor.

20 Şubat 2026 Cuma

Kitap - Tuhaf Resimler Uketsu

 Herkese merhabalar efenim,

Doğum yapmasına günler kalmış bir kadının titrek eskizleri. Ölmek üzere olan bir adamın karaladığı dağ silsilesi. Okul defterinde evini gri bir lekeyle kapatan bir çocuğun resmi. Geçmişte işlenmiş suçlarla bağlantılı dokuz tuhaf resim, sayfalar ilerledikçe delillere, okur ise her ayrıntıyı bir araya getiren dedektife dönüşüyor.

Tuhaf Resimler çizimlerin, krokilerin ve diyagramların arasına gizlenmiş ipuçlarıyla örülü, birbirine ustalıkla bağlanan öykülerden oluşan rahatsız edici bir yapboz, tüyler ürpertici ve adım adım tırmanan bir gizem.

Uketsu’nun nefes kesici anlatımıyla gerilim ve çağdaş polisiye kurallarını yerle bir ettiği ilk romanı Tuhaf Resimler, en az yazarının gerçek kimliği kadar gizemli.

17 Şubat 2026 Salı

Kitap - Samsun Kitap Ağacı Kulübü İle Şubat Ayı Kitabı Mumlar Sonuna Kadar Yanar Sandor Marai

 Herkese merhabalar efenim,

“Bu soruyu ancak sen cevaplayabilirsin ve şimdi, bütün bunlar geçip gittiğine göre, aslında cevapladın: Hayatınla.

İnsan önemli soruları sonunda daima bütün hayatıyla cevaplar.”

İkinci Dünya Savaşı ortalığı kasıp kavururken artık yaşlanmış ve münzevi bir hayat sürmekte olan General Henrik tam kırk bir yıl önce bir anda ortadan kaybolan gençlik arkadaşını beklemektedir. Çocukluğunda ve gençliğinde sıkı bağlar kurduğu bu dostun ölmeden önce yanıtlaması gereken sorular vardır. İlk kez 1942’de yayımlanan ama asıl yazarın ölümünden sonra keşfedilerek birçok dile çevrilen Mumlar Sonuna Kadar Yanar Márai’nin kuşkusuz en çok ses getiren romanı.

Türk Dizisi : Masumiyet Müzesi

 Herkese merhabalar efenim,

Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından uyarlanan Masumiyet Müzesi, Netflix’te yayınlanmasıyla birlikte hem edebiyat okurlarını hem de yeni izleyicileri ikiye bölen bir yapım haline geldi. Romanın ağır, içe dönük ve detaycı atmosferini ekrana taşımak zaten başlı başına cesur bir karardı. Dizi ise bu zorluğun altından yer yer başarıyla kalkarken, yer yer de metnin ruhuyla mesafeli bir ilişki kuruyor.

Dizinin en güçlü tarafı kuşkusuz dönem atmosferi. 1970’lerin ve 80’lerin İstanbul’u; kostümler, mekan tasarımları ve müzik seçimleriyle oldukça etkileyici bir şekilde yansıtılmış. Nişantaşı’nın burjuva hayatı ile daha mütevazı mahalle kültürü arasındaki sınıfsal fark, görsel dil üzerinden net biçimde hissediliyor.

Kamera kullanımı ve renk paleti, nostaljik ama romantize edilmemiş bir İstanbul sunuyor. Bu anlamda yapım, romanın melankolik dokusunu yakalamayı başarıyor.

Hikâyenin merkezinde Kemal’in Füsun’a duyduğu, zamanla takıntıya dönüşen aşkı var. Dizi, Kemal karakterini biraz daha “empati kurulabilir” hale getirmiş gibi görünüyor. Oysa romanda Kemal’in rahatsız edici yönleri daha çıplak bir şekilde sunuluyordu. Bu tercih, izleyici kitlesini genişletmek adına yapılmış olabilir.

Füsun karakteri ise dizide daha güçlü bir portre çiziyor. Romanın bazı yerlerinde edilgen görünen Füsun, ekranda daha bilinçli ve kendi arzuları olan bir karaktere dönüştürülmüş. Bu değişiklik özellikle günümüz izleyicisi açısından daha dengeli bir ilişki dinamiği yaratıyor.

Roman, detaylara ve nesnelere yüklenen anlam üzerinden ilerleyen bir anlatıydı. Sigara izmaritleri, tokalar, küçük objeler… Hepsi bir hafıza mekânının parçalarıydı. Dizi ise doğal olarak görselliğe yaslanıyor ve bu “nesne hafızası” temasını daha sembolik bir düzeye indiriyor.

Bu noktada kitapla bağı güçlü olan izleyiciler için eksiklik hissi oluşabilir. Ancak romanı okumamış bir izleyici için hikâye daha akıcı ve dramatik bir yapı sunuyor.

11 Şubat 2026 Çarşamba

İngiliz Dizisi : Agatha Christie's Seven Dials

 Herkese merhabalar efenim,

Polisiye edebiyatının kraliçesi Agatha Christie’nin sevilen romanlarından “The Seven Dials Mystery” (Yedi Saatler Gizemi), klasik İngiliz malikânesi atmosferini gençlik enerjisi ve politik entrikayla birleştiren sürükleyici bir hikâye sunuyor. Eğer hem zekice kurgulanmış bir cinayet gizemi hem de yer yer mizahi bir anlatım arıyorsanız, Seven Dials tam size göre.

Hikâye, genç ve varlıklı bir grubun hafta sonu için bir kır malikânesinde bir araya gelmesiyle başlıyor. Eğlenceli görünen bir şaka, beklenmedik bir ölümle sonuçlanınca işler ciddileşiyor. Olayın merkezinde ise gizemli bir topluluk var: Seven Dials (Yedi Saatler).

Baş karakterimiz Bundle Brent, klasik Christie kahramanlarından biraz farklı. Zeki, cesur ve meraklı bir genç kadın olarak olayların üzerine korkusuzca gidiyor. Hikâye ilerledikçe sırlar, gizli örgütler ve siyasi bağlantılar ortaya çıkıyor. Okuyucu ya da izleyici, her bölümde yeni bir ipucuyla karşılaşıyor.

10 Şubat 2026 Salı

Kitap - Bi Dünya Kitap Kulübü İle Şubat Ayı Kitabı Yağmur Çiseliyor Osman Balcıgil

 Herkese merhabalar efenim,

Sokaklarda oluk oluk kan akıyor. Memleket orta yerinden ikiye ayrılmış gibi. Üniversiteler, fabrikalar fokur fokur kaynıyor. Parlamento çökmüş durumda. İnsanların göğsüne adeta fil oturmuş, herkeste ağır bir sıkıntı...

Belli ki kötü şeyler olacak. Generallerin üniformaları ütülenmiş, askerlerin postalları parlatılmış. Türkiye uçurumun kenarında...

Bütün bunlar olurken yaşanan nefes nefese bir casusluk ve aşk hikâyesi.

Bazı planlar bozulacak, kartlar yeniden dağılacak.

CIA’in en iyi yetişmiş ajanı Peck’in Türkiye kırsalında işi ne?

Metin ve Ceren, Türk kontrgerillasının tezgâhladığı içsavaşın ortasında ne arıyor?

Dışişleri Güvenlik ve İstihbarat Dairesi ajanı Nezihe Hanım devrimcilerin kurduğu barikatlara can havliyle neden atlıyor?

Türkiye’de gerçekleşecek darbe için ABD başkanı neden bu kadar çok çaba gösteriyor?

Sünnileri Alevilerin üzerine saldırtmaya, Beyaz Saray’ın hangi odasında karar veriliyor?

Hangi dünyaca ünlü CIA ajanları Türkiye’yi köşeye sıkıştırmanın peşinde?

O tarihten itibaren, Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Elinizden düşürmeyecek, soluk soluğa okuyacaksınız. Öğrenecekleriniz, tarihi yeniden değerlendirmenize yol açacak.

6 Şubat 2026 Cuma

Kitap - Bi Dünya Kitap Kulübü İle Şubat Ayı Kitabımız Mahalleden Arkadaşlar Selçuk Aydemir

 Herkese merhabalar efenim,

Türk sinemasına ve televizyonuna damga vuran “Çalgı Çengi”, “Düğün Dernek” ve “Kardeş Payı” gibi yapımların yaratıcısı Selçuk Aydemir, bu kez kamera arkasından çıkıp kalemini konuşturuyor. “Mahalleden Arkadaşlar”, onun çocukluk ve gençlik yıllarını mizahi bir dille anlattığı samimi bir anı kitabı.

Kitap, 80’lerin ve 90’ların mahalle kültürünü yaşayan herkesin kendinden bir parça bulabileceği hikâyelerle dolu. Selçuk Aydemir, kendi çocukluğunu anlatırken aslında bir dönemin toplumsal atmosferini de gözler önüne seriyor: sokakta top oynayan çocuklar, apartman önlerinde edilen muhabbetler, kaset doldurma sevdası, kısıtlı imkânlarla kurulan büyük hayaller…

Yönetmenlikteki en büyük gücü olan mizah, kitabın her satırına işlemiş. Anlattığı anılar sıradan olsa bile onları öyle bir gözlem yeteneğiyle ve esprili bir üslupla aktarıyor ki, okurken hem kahkahalar atıyorsunuz hem de geçmişe özlem duyuyorsunuz.

“Mahalleden Arkadaşlar”, sadece güldüren bir anı kitabı değil. Aynı zamanda büyüme sancılarını, aile ilişkilerini, dostluğu, ilk hevesleri de içtenlikle yansıtıyor. Yazar, kendini saklamadan, hatalarıyla ve komiklikleriyle ortaya koyuyor. Bu da kitabı daha samimi ve yakın kılıyor.

“Mahalleden Arkadaşlar”, gündelik hayatın içinden küçük ama unutulmaz kesitleri eğlenceli bir üslupla anlatıyor. Hem kahkaha attıran hem de “bizim de başımıza gelmişti” dedirten bu kitap, mahalle kültürünü yaşamış kuşaklar için bir nostalji, genç okurlar içinse farklı bir dönemin penceresi.

3 Şubat 2026 Salı

Kitap - Geçmişe Ait Olan Bahar Çelik Ankara

 Herkese merhabalar efenim,

Erkek arkadaşımın arkadaşının eşi İngilizce öğretmeni aynı zamanda bir yazarmış bunu tanıştıktan daha sonra erkek arkadaşımdan öğrendim bana kitabını verdi okumam için.Amazon kadınlarını anlatan fantastik bir roman okuması kolay ve akıcı bir kitap ben 2 günde okuyup bitirdim.Bilmeyen varsa diye demek istedim ben Samsun da yaşıyorum Amazonların ilk topları burası olarak geçiyor Amisos diye hatta tarihi anıtların ve heykellerin olduğu turistik yer bile var burada ordan etkilenip yazmış belli ki.

“Uç Penelophy! Rüzgâra karşı, özgürce ve korkusuzca uç! Tıpkı Adam’ın da dediği gibi, döndüğünüzde eskisi gibi olamayabilirsiniz. Evet, eskisi gibi değildim. Daha güçlü ve daha karalı, korkusuz ve yenilmezdim.”

Babası ile birlikte çiftlikte büyüyen May’in bu hayattan tek beklentisi her lise öğrencisi gibi iyi bir üniversite kazanmaktı. Bunun dışında hayat onun için atı Penelophy ile gün batımını yakalamak, müzik dinlemek ve dostları ile buluşmaktı. Ta ki, yakınındaki insanlar tuhaflaşana kadar…

Sevdiği insanları kurtarmak adına çıkacağı bu yolculukta meselenin kendisi ile alakalı olduğunu nereden bilebilirdi? Peki ya bu 2500 yıllık bir mesele ise? Ya doğru bildiği her şey koca bir yalansa? Aynadaki yansıması aslında sandığı kişi değilse?



Kitap - Bitkilerin Özel Hayatı Lee Seung U

 Herkese merhabalar efenim,

Kore edebiyatının en çarpıcı kalemlerinden biri olan Lee Seung-U, Bitkilerin Özel Hayatı ile okuru hem huzursuzluk veren hem de merak uyandıran bir içsel yolculuğun içine çekiyor.

Bu roman, adından beklenenin aksine yumuşak bir “botanik hikâye” değil; tam tersine insan ilişkilerinin gölgelerde kalan taraflarını, sessizliğin içindeki kırılganlığı ve benliğin karanlık odalarını keşfe çıkan güçlü bir psikolojik kurgu.

Yazar, bitkilerin sessizliğini; insanların bastırdığı arzular, geçmişten taşıdığı yükler ve yüzleşmekten kaçtığı gerçeklerle ustaca harmanlıyor.

Romanın merkezinde, kendi içine kapanık ve dünyayı anlamlandırmakta zorlanan bir adam olan Yi Hyun bulunuyor.

Çocukluğundan itibaren bitkilere karşı özel bir ilgi besleyen Yi Hyun, bu merakı bir tür kaçış alanına dönüştürmüş durumda.

Bitkilerin sessiz, yargılamayan, sadece var olan hâllerinde kendine bir güvenlik alanı yaratıyor.

Ancak hayatına giren insanlar—özellikle de karmaşık ilişkiler kurduğu kadın karakterler—onun dengelerini altüst ediyor.

Yi Hyun’un duygusal iniş çıkışları, bastırdığı arzular ve geçmişindeki kırılma anları, bitkilere yüklediği anlamlarla iç içe geçiyor.

Bitkilerin büyüme ritmi, çürümesi, yeniden filizlenmesi…

Tüm bu doğal döngü, Yi Hyun’un iç dünyasındaki çatışmalarla paralel ilerliyor.

Roman ilerledikçe okur, onun “özel hayatının” aslında bitkilerin sessizliğine ne kadar benzediğini fark ediyor.



17 Ocak 2026 Cumartesi

Kitap - Kichijoji'nin Kadın Kitapçıları Kei Aono

 Herkese merhabalar efenim,

Kei Aono’nun Kichijoji'nin Kadın Kitapçıları adlı romanı, Japon edebiyatının sakin atmosferini; kadın dayanışması, kitap sevgisi ve şehir yaşamının samimi anlarıyla harmanlayan, okurun içini ısıtan bir eser. Hikâye; Kichijoji’nin canlı, biraz bohem ama bir o kadar da huzurlu sokaklarında geçiyor ve okura şehir içinde küçük bir kaçış alanı sunuyor.

Roman, Kichijoji’de yer alan küçük bir kadın kitapçıda çalışan –ya da burayı sık sık ziyaret eden– bir grup kadının hikâyesini merkezine alıyor. Her birinin hayatı farklı umutlar, kırgınlıklar, mücadeleler ve değişimlerle dolu.

Bu kitapçı; kimi için bir sığınak, kimi için yeni bir başlangıç, kimi içinse hayatın ortasında nefes alınabilecek nadir duraklardan biri.

Ana karakterler, kitapların raflarla sınırlı birer nesne olmadığını; aksine insan hayatına yön verebilen, yol gösterebilen, iyileştirebilen canlı birer ruha sahip olduklarını keşfediyor. Kadınlar birbirlerinin hikâyelerinde kendilerini bulurken, kitapçı giderek güçlü bir dayanışma yuvasına dönüşüyor.

14 Ocak 2026 Çarşamba

Kitap - Yeonnamdong'un Neşeli Çamaşırhanesi Kim Jiyun

 Herkese merhabalar efenim,

Güney Kore edebiyatının son yıllarda yükselen en tatlı türlerinden biri olan “iyileştirici roman” akımının en keyifli örneklerinden biri Yeonnamdong'un Neşeli Çamaşırhanesi. Kim Jiyun, bu küçük mahallenin sokaklarında geçen hikâyesiyle hem içimizi ısıtıyor hem de günlük hayatın koşturmacasında unuttuğumuz şeyleri hatırlatıyor: yavaşlamak, insanlara kulak vermek ve küçük mutlulukların kıymetini bilmek.

Kitabın merkezinde, Seul’ün popüler semtlerinden Yeonnamdong’da yer alan küçük ve sevimli bir çamaşırhane var. İsmi gibi gerçekten “neşeli” olan bu mekân, yalnızca çamaşırların temizlendiği bir yer değil; insanların yaralarını yıkayıp kuruttukları, birbirlerine görünmez bağlarla tutundukları bir sığınak.

Çamaşırhanenin sahibi (genelde sessiz, gözlemci ve iç dünyası derin bir karakter) her müşterinin hayatına az çok dokunuyor. Onun gözünden; gençlik hayallerini unutan bir anne, kalp kırıklığını gizleyen bir öğrenci, ilişkilerinde yolunu kaybetmiş bir çift, yaşlanmanın anlamını sorgulayan bir adam gibi birçok karakterle tanışıyoruz.

Her biri çamaşırhaneye gelirken farklı bir yük taşıyor… ve giderken biraz daha hafiflemiş oluyor.

9 Ocak 2026 Cuma

Kitap - Hiddet Alex Michaelides

 Herkese merhabalar efenim,

Alex Michaelides, dünya çapında büyük yankı uyandıran Sessiz Hasta ve Mağara romanlarından sonra bu kez okurunu nefes kesen bir psikolojik gerilimin içine çekiyor: Hiddet.

Kapalı mekân kurgularını, sırlarla dolu karakterleri ve şaşırtıcı final hamlelerini ustaca işleyen yazar, bu romanda da okurun algılarıyla oynayan benzersiz bir atmosfer yaratıyor.

Roman, dünyaca ünlü sinema yıldızı Lana Farrar’ın Yunanistan’daki özel adasına davet ettiği yakın dostlarının bir araya gelmesiyle başlıyor. Dışarıdan bakıldığında jet sosyeteye ait bu grup kusursuz bir hayat sürüyor gibi görünse de adadaki bu buluşma, geçmişten taşan öfke, kıskançlık, ihanet ve gizli hesapların bir araya geldiği bir patlama noktasına dönüşüyor.

Bir fırtına nedeniyle dış dünyayla bağlantının kesilmesi, kimsenin adadan ayrılmasını mümkün kılmıyor. Ve bir gece… hiç kimsenin beklemediği bir cinayet işleniyor.

Bu kez anlatıcı, ünlü oyuncunun yakın arkadaşı olan Elliot, yani bir gözlemci. Fakat “gözlemci” olmak bazen gerçeği görmeye yetmez — ya da gördüğünü sandığın her şey bir yanılsamadır.


8 Ocak 2026 Perşembe

Amerika Dizisi : Stranger Things 2,3,4,5.Sezonlar

 Herkese merhabalar efenim,

2022 de ilk sezonu izleyip bıraktığım ama erkek arkadaşımın izleyelim demesiyle birlikte sıfırdan başlayıp son final sezonunu kadar maraton şeklinde izlediğimiz Stranger Things den bahsedicem bugün size.

2.Sezon

Hikâye, 1. sezonun olaylarından yaklaşık bir yıl sonra başlar. Will Byers Upside Down’dan kurtulmuştur ancak hâlâ bu karanlık dünya ile bağlantısı sürmektedir.Will, gerçek dünyadayken Upside Down’a dair halüsinasyonlar görmeye başlar.Zamanla vücudunun Mind Flayer (Zihin Sömürücü) adlı devasa, gölge benzeri bir varlık tarafından ele geçirildiği anlaşılır.Mind Flayer, Will’i bir geçit ve kontrol aracı olarak kullanmaktadır.Hawkins kasabasının altına yayılan tüneller, Upside Down’ın etkisinin hâlâ sürdüğünü gösterir.Bu tünellerde Demodog adı verilen yeni yaratıklar ortaya çıkar.Laboratuvar, durumu kontrol altına almaya çalışsa da olaylar giderek büyür.Eleven, Hopper tarafından gizlice korunmaktadır.Annesi Terry Ives’i bulur ve geçmişine dair daha fazla şey öğrenir.Kali (008) adlı, kendisi gibi deneylere maruz kalmış bir kızla tanışır.Bu süreç, Eleven’ın kimliğini ve güçlerini kabullenmesini sağlar.


3.Sezon

Hikâye 1985 yazında geçer. Hawkins kasabası bu kez daha renkli ama bir o kadar da tehlikelidir.asabanın yeni gözdesi Starcourt Alışveriş Merkezi, olayların merkezidir.Dustin, kız arkadaşı Suzie ile iletişim kurarken Rusların gizli mesajlarını çözer.Ruslar, Hawkins’in altında Upside Down geçidini yeniden açmaya çalışmaktadır.Geçit tam açılmamış olsa da Mind Flayer geri döner.Bu kez insanları ele geçirerek “Flayed” denilen bir ordu oluşturur.Ele geçirilen insanlar sonunda birleşerek tek, dev bir yaratığa dönüşür.


4.Sezon

4.sezon, dizinin en karanlık, korku odaklı ve parçalı anlatıma sahip sezonudur. Hikâye farklı şehirlerde eş zamanlı ilerler.Hawkins’te gençler Vecna adlı yeni bir varlık tarafından hedef alınır.Vecna, travma ve suçluluk duygusu yaşayan kişileri zihinlerinde işkence ederek öldürür.Cinayetler, kurbanların kemiklerinin kırılmasıyla gerçekleşir ve kasabada panik yaratır.


5.Sezon

Hawkins, Upside Down ile neredeyse tamamen birleşmiş durumdadır.Kasaba boşaltılmış, askerî karantina altına alınmıştır.Artık kaçış yoktur: son savaş Hawkins’te olacaktır.Vecna hayattadır ve asıl büyük tehdittir.Mind Flayer’ın arkasındaki gerçek güç olarak tam kontrolü ele almak ister.Upside Down’ın kökeni ve neden Hawkins’le bağlantılı olduğu açıklanır.

6 Ocak 2026 Salı

Kitap - Botero Ailesi'nin Aşk Eczanesi Lee Sun Young

 Herkese merhabalar efenim,

Aşkın, Aile Bağlarının ve İyileştirici Küçük Mucizelerin Hikâyesi

Kore edebiyatının sakin ama derin anlatımını seven okurlar için Botero Ailesi’nin Aşk Eczanesi, hem masalsı hem de iç ısıtan yapısıyla özel bir roman.

Lee Sun Young, sıradan bir ailenin içerisinde saklı büyük duyguları, eczanenin raflarında dolaşan hatıraları ve aşkın iyileştirici gücünü etkileyici bir dille anlatıyor.

Bu roman; aile olmanın ne demek olduğunu, geçmişle kurulan bağları ve aşkın bazen sessizce geldiğini hatırlatan bir hikâye sunuyor.

Roman, Botero Ailesi'nin kuşaklardır işlettiği Aşk Eczanesi adlı küçük ama büyülü mekânda geçiyor.

Bu eczane sadece ilaç satılan bir yer değil; insanların dertlerini, aşk acılarını, kalp kırıklıklarını ve hayata tutunma çabalarını taşıyan bir ruh alanı.

Ailenin yeni kuşağı olan Mira, uzun bir aradan sonra eve geri döndüğünde hem eczanenin hem de ailesinin geçmişle ilgili birçok sırrı olduğunu fark eder.

Eczanenin raflarındaki eski ilaç şişeleri, anneannesinin sakladığı notlar, müşterilerin bıraktığı hatıralar…

Hepsi Mira’yı hem kendi içine hem de ailesinin tarihine doğru bir yolculuğa çıkarır.

Bu sırada yolları, geçmişte yarım kalan bir aşk hikâyesinin kahramanı olan bir adamla kesişir.

Aşk, aile bağları, iyileşme ve yüzleşme… hepsi Mira’nın yaşamında yeniden şekillenir.

5 Ocak 2026 Pazartesi

Kitap - Soyang Ri'nin Kitap Mutfağı Kim Jee Hee

 Herkese merhabalar efenim,

Kore edebiyatının dingin, iyileştirici ve kalbe dokunan örneklerinden biri olan Soyang Ri'nin Kitap Mutfağı, Kim Jee Hee’nin okuru hem kitapların büyüsüne hem de küçük bir kasaba yaşamının sıcaklığına davet ettiği çok özel bir roman. Kitap; yemeklerin, anıların ve kitapların iç içe geçtiği, insanın içini yumuşatan bir hikâye sunuyor.

Hikâyenin merkezinde, adını küçük bir kasabadan alan “Soyang Ri Kitap Mutfağı” adlı sıra dışı bir kafe-kitapçı bulunuyor. Bu yer, sadece kitapların raflarda durduğu bir dükkan değil; aynı zamanda hikâyelerin yemekle harmanlandığı, insanların hem midelerini hem ruhlarını doyurduğu bir sığınak.

Dükkanın sahibi, kendi içine dönük ama dikkatli bir gözlemci olan ana karakter, müşterilerinin sessiz hikâyelerine kulak veriyor. Her gelen kişi için doğru kitabı, doğru çayı veya doğru yemeği seçiyor. Böylece insanlar yalnızca bir tabak yemekle değil; geçmişin acılarından, kırgınlıklardan ve kaybolmuş hislerden biraz olsun arınmış bir şekilde mekândan ayrılıyor.

Kitap boyunca; anne-kız ilişkileri, çocukluk anılarının izleri, kırılmış hayaller, küçük mutluluklar ve iyileşmenin sessiz adımları anlatılıyor.



Dram Filmi : Evcilik

 Herkese merhabalar efenim,

Türk sinemasında psikolojik gerilim türü çok sık karşımıza çıkmasa da, Ümit Ünal imzalı Evcilik filmi bu alanda oldukça çarpıcı ve rahatsız edici bir örnek sunuyor. 2018 yapımı film, adını masum bir çocuk oyunundan alsa da, izleyiciyi karanlık ve sarsıcı bir ruh hâlinin içine çekiyor.

Film, birbirini seven ve birlikte yaşayan Dilara ve Onur çiftinin ilişkisine odaklanıyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan ve mutlu görünen bu ilişki, zamanla güç dengeleri, bastırılmış duygular ve psikolojik manipülasyonlarla örülü bir hâl alıyor. “Evcilik” oyunu, burada yalnızca bir metafor değil; aynı zamanda çiftin ilişkisindeki rollerin, kontrolün ve sınırların sembolü olarak karşımıza çıkıyor.

İlişkideki masum başlangıç, zamanla yerini rahatsız edici bir gerilime bırakıyor. Seyirci, kimin kurban kimin fail olduğunu sorgularken, film bilinçli olarak net cevaplar vermekten kaçınıyor.

Evcilik, adının aksine sıcak ya da masum bir hikâye anlatmıyor. Aksine, izleyiciyi rahatsız eden ama düşündüren bir anlatım sunuyor. Film bittikten sonra bile akılda kalan sorularıyla, ilişkiler üzerine yeniden düşünmeye itiyor.

Kimi izleyici için fazla karanlık, kimi için ise son derece gerçekçi… Ancak kesin olan şu ki, Evcilik Türk sinemasında kolay kolay unutulmayacak psikolojik filmlerden biri.



Gerilim Filmi : Pretty Lethal

 Herkese merhabalar efenim, Film, Los Angeles’lı bir grup genç balerinin prestijli bir dans yarışmasına gitmek üzere yola çıkmasıyla başlıyo...