Herkese merhabalar efenim,
Bazı kitaplar sizi hikâyenin içine çeker. Bazıları ise hikâye bittikten sonra bile zihninizin bir köşesinde yaşamaya devam eder. Choi Jin-young’un Açlık romanı tam olarak ikinci türden bir kitap.
İlk bakışta oldukça sarsıcı bir hikâyeyle karşı karşıyayız: Dam, sevdiği adam Gu’nun ölümünün ardından onun bedenini yanına alır ve onu kaybetmemek için akıl almaz bir karar verir. Ancak romanı yalnızca bu çarpıcı fikir üzerinden okumak, kitabın asıl anlatmak istediği şeyi kaçırmak olur. Çünkü Açlık, özünde ölümden çok sevgiye, kayba, yalnızlığa ve hayatta kalma mücadelesine dair bir roman.
Dam ve Gu’nun ilişkisi klasik anlamda romantik bir aşk hikâyesi değil. Çocukluklarından itibaren hayatın zorluklarıyla mücadele eden iki insanın birbirine tutunma hikâyesi.
Onların dünyasında para hiçbir zaman yalnızca para değil. Yoksulluk, güvencesizlik, çalışmak zorunda olmak ve sürekli bir şeylerden mahrum kalmak hayatlarının ayrılmaz parçaları. Bu nedenle birbirlerine duydukları bağlılık da sıradan bir romantik ilişkiden çok daha güçlü bir anlam kazanıyor.
Birbirlerinden başka tutunacak çok az şeyleri olan iki insanın hikâyesini okuyoruz.
Ve belki de romanın en acı tarafı burada başlıyor.
Çünkü Gu öldüğünde Dam yalnızca sevdiği insanı kaybetmiyor; kendisini hayata bağlayan en önemli şeyi de kaybediyor.














