31 Mart 2026 Salı

Kitap - Domuzlarla Muhabbet Onur Şener

 Herkese merhabalar efendim,

Okulda bir öğrencimin bana hediye ettiği bir kitapla devam ediyoruz okuma serüvenine.Amcasının kitabıymış.

Domuzlarla Muhabbet, bireyin çocukluktan itibaren maruz kaldığı kurallar, beklentiler ve toplumsal uyum baskısı karşısında yaşadığı içsel yabancılaşmayı merkeze alan bir anlatı. Zekânın bir ayrıcalık değil, çoğu zaman yalnızlaştıran bir yük olarak ele alındığı metin; empati, kibir, ikiyüzlülük, psikoloji kavramlarını gündelik hayatın içinden sahnelerle sorgular. Okurunu rahatlatmayı değil, düşünmeye zorlamayı amaçlayan bu kitap; dünyayla aynı duyguda buluşamayanların sessiz hikâyesini anlatıyor.

30 Mart 2026 Pazartesi

Romantik Film : Sonunda Sen

 Herkese merhabalar efenim,

Netflix’in romantik dram türündeki dikkat çeken yapımlarından Sonunda Sen, izleyiciyi hem duygusal hem de düşündürücü bir yolculuğa çıkarıyor. Aşkın zamanlaması, hayatın sürprizleri ve insanın kendini keşfetme süreci üzerine kurulu bu film, özellikle içten anlatımıyla öne çıkıyor.

Film, hayatının farklı dönemlerinde yanlış ilişkiler yaşamış ve artık aşka olan inancını yitirmeye başlamış bir kadının hikâyesini merkezine alıyor. Kariyerine odaklanmış, kontrollü ve planlı bir hayat süren baş karakter, hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan biriyle tanışır.

Bu karşılaşma, ilk başta sıradan bir tesadüf gibi görünse de zamanla ikisinin de hayatını değiştiren bir dönüm noktasına dönüşür. Ancak geçmişin yükleri, korkular ve yanlış zamanlama gibi engeller, bu ilişkinin önüne sürekli set çeker.


29 Mart 2026 Pazar

Kitap - Kusursuz Çocuk Freida Mcfadden

 Herkese merhabalar efenim,

Psikolojik gerilim türünü seviyorsanız, Freida McFadden’ın kaleminden çıkan Kusursuz Çocuk, sizi sayfalar boyunca huzursuz eden ama elinizden bırakamayacağınız bir hikâye sunuyor. Yazar, yine alıştığımız gibi sıradan görünen bir hayatın altında saklanan karanlık sırları ustalıkla ortaya çıkarıyor.

Hikâye, evlat edinmek isteyen bir çiftin hayatına odaklanıyor. Bu çift, dışarıdan bakıldığında son derece sakin, zeki ve “kusursuz” görünen bir çocuğu hayatlarına alır. Başta her şey hayal ettikleri gibidir: sessiz, uyumlu ve sorun çıkarmayan bir çocuk…

Ama zaman geçtikçe küçük ve rahatsız edici detaylar ortaya çıkmaya başlar.

Çocuğun davranışları giderek tuhaflaşır. Söylediği bazı şeyler, yaptığı küçük hareketler ve özellikle evde yaşanan açıklanamayan olaylar, bu “kusursuz” görüntünün altında çok daha karanlık bir şeylerin saklandığını düşündürür.

Anne karakteri, bir noktadan sonra şu soruyla yüzleşmek zorunda kalır:

Bu çocuk gerçekten masum mu, yoksa düşündüğümden çok daha tehlikeli biri mi?

Kusursuz Çocuk, başta yavaş ilerliyor gibi hissettirse de aslında bu, gerilimi adım adım inşa etmek için bilinçli bir tercih. Özellikle ortalardan sonra tempo ciddi şekilde artıyor ve kitabı bırakmak neredeyse imkânsız hale geliyor.



27 Mart 2026 Cuma

Kitap - Aile İçi Cinayet Cara Hunter

 Herkese merhabalar efenim,

Polisiye ve psikolojik gerilim türünün güçlü isimlerinden Cara Hunter, Aile İçi Cinayet kitabında okuyucuyu geçmişle bugün arasında gidip gelen, katman katman açılan bir gizemin içine çekiyor. Bu roman, klasik “katil kim?” sorusunun ötesine geçerek aile içindeki sırların ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyor.

Hikâye, 3 Ekim 2003’te Londra’daki lüks bir evde işlenen gizemli bir cinayetle başlıyor. Zengin bir adam olan Luke Ryder, evinde ölü bulunur. Olayın ardından geriye dul eşi ve üç üvey çocuk kalır. Ancak en dikkat çekici nokta şudur:

Ortada bir cinayet vardır ama katili gören yoktur.

Bu dava yıllarca çözülemez ve zamanla unutulmaya yüz tutar…

Ta ki olaydan 20 yıl sonra, bir televizyon programı bu dosyayı yeniden açana kadar.

Gerçek suç belgeseli formatındaki bu programda, uzmanlar tüm kanıtları yeniden incelemeye başlar. İlginç olan ise programın arkasındaki isimlerden birinin, cinayet işlendiğinde henüz çocuk olan üvey oğul Guy olmasıdır.

Kamera karşısında adım adım ilerleyen soruşturma, sadece cinayetin değil, bu ailenin içindeki karanlık sırların da ortaya çıkmasına neden olur.

Ama bir sorun vardır:

Gerçekler ortaya çıktıkça, herkes şüpheli hale gelmeye başlar…

Aile İçi Cinayet, klasik polisiyelerden farklı olarak bir belgesel/TV programı formatında ilerliyor. Bu da kitaba ayrı bir gerçekçilik katıyor.

Okurken kendinizi bir izleyici gibi hissediyorsunuz:

kanıtları görüyorsunuz, ifadeleri okuyorsunuz ve sürekli tahmin yürütüyorsunuz.

En sevdiğim yönü şu oldu:

Her bölümde fikir değiştiriyorsunuz. “Kesin katil bu” dediğiniz anda yazar sizi ters köşe yapıyor.


24 Mart 2026 Salı

Gizem Filmi : The Little Things

 Herkese merhabalar efenim,

2021 yapımı The Little Things, ağır tempolu anlatımı ve karakter odaklı yapısıyla klasik bir seri katil hikâyesinden çok daha fazlasını sunuyor. Yönetmen koltuğunda John Lee Hancock otururken, başrollerde Denzel Washington, Rami Malek ve Jared Leto gibi güçlü isimler yer alıyor.

Film, geçmişinde iz bırakan bir davayla hâlâ hesaplaşamayan deneyimli şerif yardımcısı Joe “Deke” Deacon’un hikâyesini anlatır. Deke, küçük bir kasabada görev yaparken Los Angeles’a kısa süreli bir görev için gelir. Ancak burada, genç ve hırslı dedektif Jim Baxter ile yolları kesişir.

İkili, şehirde ortaya çıkan bir seri cinayet vakasını çözmek için birlikte çalışmaya başlar. Deke’in geçmişte çözemediği davayla bu yeni cinayetler arasındaki benzerlikler, onu hem psikolojik olarak zorlar hem de olayın içine giderek daha derin çekilmesine neden olur. Şüpheler, tuhaf davranışlarıyla dikkat çeken Albert Sparma üzerinde yoğunlaşır. Ancak film ilerledikçe izleyiciye net cevaplar vermek yerine şüpheyi ve belirsizliği büyütmeyi tercih eder.

“The Little Things”, hızlı aksiyon ve net cevaplar bekleyenler için biraz sabır isteyen bir film. Ancak karakter analizlerini, psikolojik derinliği ve karanlık atmosferi sevenler için oldukça tatmin edici bir deneyim sunuyor.


23 Mart 2026 Pazartesi

Kitap - Veda Etmiyorum Han Kang

 Herkese merhabalar efenim,

Bazı kitaplar yüksek sesle konuşmaz; fısıldar. Veda Etmiyorum tam olarak böyle bir roman. Sessiz ama derin, yavaş ama sarsıcı. Han Kang yine insanın içindeki karanlık ve kırılgan alanlara dokunuyor.

Roman, bir kadının arkadaşı için çıktığı yolculukla başlıyor. Bu yolculuk fiziksel olduğu kadar zihinsel ve duygusal bir yolculuk. Kar, soğuk ve ıssız bir ada atmosferinde ilerleyen hikâye, Güney Kore’nin geçmişindeki travmatik bir tarihsel olaya (Jeju Adası katliamı) uzanıyor.

Anlatı; hatırlama, yas, kayıp ve hafıza temaları etrafında şekilleniyor. Karakterler yalnızca kişisel acılarıyla değil, kolektif bir geçmişin yüküyle de yüzleşiyor. “Veda etmiyorum” cümlesi burada unutmaya direnmek, hafızayı canlı tutmak anlamına geliyor.

Han Kang’ın dili her zamanki gibi şiirsel ve minimal. Olaydan çok duygu var. Büyük dramatik sahneler yerine donmuş bir manzara, bir sessizlik, bir bekleyiş üzerinden ilerliyor. Bu yüzden kitap herkese hitap etmeyebilir; sabır isteyen bir metin.

Ama bence tam da bu yavaşlık kitabın gücü. Okurken acele edemiyorsunuz. Metin sizi yavaşlatıyor. Özellikle kar metaforu çok etkileyiciydi: Örtüyor ama yok etmiyor. Hafıza da öyle — üstü kapanıyor ama silinmiyor.

Daha önce Kore edebiyatında sade yaşam ve içsel dönüşüm temalı eserleri sevdiğini düşünürsek, bu kitap biraz daha ağır ama daha derin bir durakta duruyor diyebilirim. Duygusal olarak yoğun; bitirdiğimde içimde sessiz bir ağırlık kaldı.



Kitap - Altı Harfli Bir Tatlı Şermin Yaşar

 Herkese merhabalar efenim,

Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda yüzünüzde hafif bir tebessüm, içinizdeyse tanıdık bir sızı bırakır. Şermin Yaşar’ın kaleminden çıkan Altı Harfli Bir Tatlı tam olarak böyle bir roman. Hem eğlenceli hem duygusal, hem sade hem derin… Günlük hayatın içinden, bizden bir hikâye.

Romanın merkezinde bir aile var. Ama bu “sıradan” bir aile hikâyesi değil. Her bir karakter kendi iç dünyasıyla, kırgınlıklarıyla, beklentileriyle ve hayalleriyle anlatılıyor. Kuşak çatışmaları, yanlış anlaşılmalar, suskunluklar ve sevginin dile getirilemeyen halleri kitabın temel taşlarını oluşturuyor.

“Altı harfli tatlı” ifadesi, yalnızca bir yiyeceği değil; aynı zamanda hayatın içindeki küçük ama anlamlı mutlulukları simgeliyor. Bazen bir sofrada, bazen bir çocukluk anısında, bazen de söylenememiş bir “özür”de karşımıza çıkıyor. Hikâye ilerledikçe okur, karakterlerin geçmişleriyle yüzleşmelerine, birbirlerini yeniden anlamaya çalışmalarına tanıklık ediyor.

Şermin Yaşar, olay örgüsünü büyük dramatik kırılmalar üzerinden değil; gündelik hayatın küçük ama etkili anları üzerinden kuruyor. Bu da kitabı daha samimi ve gerçek kılıyor.

Bu roman, yüksek tempolu bir olay zinciri sunmuyor; onun yerine kalbe dokunan, tanıdık ve sıcak bir hikâye anlatıyor. Bazen bir tatlı kadar basit görünen şeylerin, aslında ne kadar anlam taşıyabileceğini hatırlatıyor.

16 Mart 2026 Pazartesi

Kitap - Sarı Yüz R. F. Kuang

 Herkese merhabalar efenim,

Edebiyat dünyasının parıltılı ama acımasız yüzünü anlatan, sert ve rahatsız edici bir roman: Sarı Yüz (orijinal adıyla Yellowface). R. F. Kuang bu kitapta fantastik dünyalardan çıkıp doğrudan yayıncılık sektörünün kalbine iniyor — ve açıkçası hiç yumuşak davranmıyor.

Roman, başarısız bir yazar olan June Hayward’ın hikâyesini anlatıyor. June, edebiyat dünyasında yükselen Asyalı-Amerikalı yazar Athena Liu ile aynı çevrede bulunmuş ama onun gölgesinde kalmış biri. Bir gün Athena’nın ani ölümü sonrası June, onun yayımlanmamış dosyasını sahiplenir ve kendi adıyla yayımlar.

Ancak burada mesele sadece bir “eser hırsızlığı” değil. June, kitabı yayımlarken kimliğini de manipüle eder; kültürel temsiliyet, azınlık kimliği ve sektörün pazarlama stratejileri devreye girer. Roman boyunca sosyal medya linç kültürü, yayıncılık dünyasındaki ikiyüzlülük ve “çeşitlilik” kavramının nasıl ticari bir malzemeye dönüştüğü sorgulanır.

Bu kitap beni rahatsız etti  ama iyi anlamda. Çünkü June karakteri klasik bir “kötü” değil. Onun kıskançlığını, yetersizlik hissini ve görünür olma arzusunu anlayabiliyorsunuz. Bu da hikâyeyi daha çarpıcı yapıyor.

En sevdiğim tarafı anlatıcının güvenilmez oluşu. Sürekli June’un bakış açısındayız ve zamanla şunu fark ediyoruz: İnsan kendini aklamak için zihninde nasıl hikâyeler yazabiliyor.

15 Mart 2026 Pazar

Kitap - Yunanca Dersleri Han Kang

 Herkese merhabalar efenim,

Bazı kitaplar yüksek sesle konuşmaz; fısıldar. Yunanca Dersleri tam olarak böyle bir roman. Sessizliğin, kaybın ve kelimelerin sınırında dolaşan incelikli bir metin.

Roman, konuşma yetisini kaybetmiş genç bir kadının hikâyesini merkezine alıyor. Kadın, annesini ve evliliğini kaybettikten sonra iç dünyasına çekilmiş; sözcüklerle bağını yitirmiştir. Bu kayıp yalnızca fiziksel bir suskunluk değil, aynı zamanda hayata karşı bir geri çekiliştir.

Bu süreçte bir Yunanca kursuna yazılır. Dersin hocası ise yavaş yavaş görme yetisini kaybeden bir adamdır. İki karakter de bir şeyleri eksiltmiş, bir yanlarını yitirmiştir: biri sesi, diğeri ışığı. Aralarında kurulan bağ, konuşmadan da mümkün olan bir iletişimin varlığını gösterir.

Yunanca burada sadece bir dil değil; unutulmuş bir geçmişe, köklere ve anlam arayışına açılan bir kapıdır.

Han Kang’ın kalemi yine son derece şiirsel ve yavaş. Olaydan çok duyguya yaslanan bir anlatım var. Eğer hızlı akan, sürükleyici bir hikâye arıyorsanız bu kitap size ağır gelebilir. Ama kelimelerin arasındaki boşlukları okumayı seviyorsanız, tam size göre.

Ben kitabı okurken en çok şu düşünceye takıldım:

Bazen konuşamamak bir eksiklik değil, dünyanın gürültüsüne karşı bir savunma olabilir mi?

Romanın atmosferi melankolik ama karanlık değil. Daha çok sisli bir sabah gibi; net olmayan ama huzursuz da etmeyen bir hava taşıyor. Özellikle iki karakter arasındaki sessiz yakınlaşma çok incelikli işlenmiş. Büyük dramatik patlamalar yok; küçük, içsel kırılmalar var.

12 Mart 2026 Perşembe

Kitap - Tuhaf Ev Uketsu

 Herkese merhabalar efenim,

Bazen bir ev sadece bir ev değildir. Duvarlar, odalar, kapılar… Hepsi bir şey saklıyor olabilir. Tuhaf Ev, tam da bu fikir üzerine kurulu, rahatsız edici derecede zekice bir roman.

Hikâye, sıradan gibi görünen bir ev planının incelenmesiyle başlıyor. Ancak bu evin mimarisinde “gariplikler” var: Mantıksız boşluklar, tuhaf yerleştirilmiş odalar, açıklanamayan alanlar…

Anlatıcı ve bir mimar arkadaşı, bu plan üzerinden evin geçmişine dair ipuçlarını çözmeye çalışıyor. Olaylar ilerledikçe, evin tasarımındaki anormalliklerin aslında karanlık bir gerçeğe işaret ettiği ortaya çıkıyor.

Roman klasik bir korku hikâyesi gibi ilerlemiyor. Daha çok bir bulmaca çözer gibi okuyorsunuz. Gerilim; ani olaylardan değil, fark edilen küçük detaylardan doğuyor.

Bu kitabın en sevdiğim yanı özgün yapısı oldu. Metnin içinde ev planları ve görsel unsurlar yer alıyor (baskıya göre değişebiliyor) ve siz gerçekten bir şeyleri analiz ediyormuş gibi hissediyorsunuz.

Gerilim yavaş yavaş artıyor. “Acaba fazla mı düşünüyorum?” dediğiniz yerde yazar sizi bir adım daha ileri taşıyor. Özellikle mekân üzerinden korku yaratma fikri çok etkileyici. Çünkü ev dediğimiz yer güvenli alanımızdır; burada o güven duygusu yavaşça parçalanıyor.

Kitap - Sade Bir Hayat Hwang Bo Reum

 Herkese merhabalar efenim,

Modern hayatın hızına yetişmeye çalışırken içimizde bir yerlerde yorulduğumuzu fark ettiğimiz anlar olur. Sade Bir Hayat tam da o yorgunluğa dokunan, sakin ama derin bir roman.

Roman, şehir hayatının baskısından bunalmış bir karakterin kendi iç sesini yeniden bulma yolculuğunu anlatıyor. İş hayatının temposu, beklentiler, toplumun “başarı” tanımı derken kahramanımız bir noktada durup şunu soruyor: “Gerçekten istediğim hayat bu mu?”

Hikâye boyunca büyük dramatik olaylar yerine küçük ama anlamlı anlara odaklanıyoruz. Taşınma, yeni bir başlangıç, sadeleşme çabası ve insan ilişkilerinde samimiyet arayışı… Tüm bunlar minimalist bir anlatımla veriliyor. Aslında romanın formu da içeriği kadar sade.

“Sade bir hayat” burada sadece az eşya demek değil; az karmaşa, az beklenti, daha çok farkındalık anlamına geliyor.

Bu kitabı okurken en çok hissettiğim şey huzurdu. Büyük olaylar, şok edici kırılmalar yok; ama insanın içini yavaş yavaş dönüştüren bir akış var.

Özellikle yoğun çalışan, sürekli üretmeye ve yetişmeye çalışan insanlar için çok iyi bir ayna olduğunu düşünüyorum. Senin gibi hem çalışan hem kendini geliştirmeye odaklı biri için bu tür metinler bazen “dur ve nefes al” demenin en nazik yolu oluyor.

Kitabın dili oldukça sade. Yer yer tekrar hissi verebilir ama bence bu bilinçli bir tercih; çünkü sadeleşme zaten tekrarlarla, küçük farkındalıklarla gerçekleşiyor.

Benim için en etkileyici tarafı, başarı kavramını sorgulatması oldu. Gerçek başarı; daha çok kazanmak mı, yoksa iç huzuru yakalamak mı? Roman bu soruyu açıkça sormuyor ama hissettiriyor.



9 Mart 2026 Pazartesi

Kore Dizisi : Boyfriend on Demand

 Herkese merhabalar efenim,

Romantik komediler, izleyicilere hem eğlenceli hem de duygusal hikâyeler sunmayı başarır. Son dönemde dikkat çeken dizilerden biri olan Boyfriend on Demand, modern ilişkiler, yalnızlık ve teknoloji çağında aşkın nasıl değiştiği üzerine keyifli bir hikâye anlatıyor. Eğlenceli kurgusu ve romantik atmosferiyle özellikle Kore dizisi severlerin ilgisini çekebilecek bir yapım.

Dizi, yoğun iş temposu ve yalnız bir hayat yaşayan genç bir kadının hayatına odaklanıyor. İşinde başarılı olsa da özel hayatında istediği ilişkiyi bir türlü bulamayan baş karakter, bir gün “kiralık sevgili” hizmeti sunan sıra dışı bir uygulamayla tanışır. Bu uygulama sayesinde kullanıcılar, belirli süreler için kendilerine eşlik edecek bir “erkek arkadaş” kiralayabilmektedir.

Başta sadece sosyal ortamlarda yalnız görünmemek ya da aile baskısından kurtulmak için kullanılan bu hizmet, zamanla beklenmedik duyguların ortaya çıkmasına neden olur. Kiralanan ilişkiler ile gerçek duygular arasındaki sınır giderek bulanıklaşırken, karakterler de aşkın planlanabilecek bir şey olup olmadığını sorgulamaya başlar.

Romantik komedi sevenler için Boyfriend on Demand, hafif tempolu ama duygusal yönü de olan bir dizi. Karakterlerin zamanla gelişen ilişkisi, izleyicinin hem gülümsemesini hem de empati kurmasını sağlıyor. Özellikle günümüzün uygulamalarla şekillenen sosyal dünyasına yapılan göndermeler, hikâyeyi daha gerçekçi ve güncel hale getiriyor.

7 Mart 2026 Cumartesi

Kore Dizisi : The Price of Confession

 Herkese merhabalar efenim,

Son yıllarda Kore dizileri yalnızca romantik hikâyelerle değil, psikolojik gerilim ve suç temalarıyla da izleyiciyi etkisi altına alıyor. 2025 yapımı The Price of Confession da tam olarak bu noktada öne çıkan, karanlık atmosferi ve ahlaki ikilemleriyle dikkat çeken bir dizi. Gizem, suç ve psikolojik gerilim unsurlarını bir araya getiren bu yapım, izleyiciyi sürekli “gerçek nedir?” sorusunun peşinden sürüklüyor.

Dizi, sakin bir hayat süren lise resim öğretmeni Ahn Yoon-soo’nun bir sabah hayatının tamamen değişmesiyle başlar. Yoon-soo’nun eşi kendi stüdyosunda öldürülmüş halde bulunur ve tüm şüpheler doğrudan onun üzerine yönelir. Deliller belirsiz olsa da kamuoyu, polis ve savcılık onu suçlu olarak görmeye başlar. Yoon-soo bir anda kendisini hem toplumun hem de adalet sisteminin karşısında bulur.

Cezaevinde kaldığı süre boyunca hayatına beklenmedik biri girer: diğer mahkûmlar tarafından “cadı” olarak anılan gizemli kadın Mo-eun. İnsanların zayıf noktalarını okuyabilen bu tuhaf kadın, Yoon-soo’ya akıl almaz bir teklif sunar:

Yoon-soo’nun suçunu üstlenecek ve cinayeti kendisinin işlediğini itiraf edecektir.

Ama bunun bir bedeli vardır. Yoon-soo dışarı çıktığında Mo-eun’un istediği bir cinayeti işleyecektir.

Bu noktadan sonra dizi yalnızca bir cinayet soruşturması olmaktan çıkar ve izleyiciyi etik bir labirentin içine sokar. Bir insan özgürlüğü için ne kadar ileri gidebilir? Masumiyet gerçekten kanıtlanabilir mi, yoksa bazen gerçeğin bedeli çok mu ağırdır?

4 Mart 2026 Çarşamba

Kitap - Tokyo'da Tuhaf Hava Hiromi Kawakami

 Herkese merhabalar efenim,

Tsukiko, Tokyo’da sıradan bir hayat süren, otuzlu yaşlarında bir kadındır. Bir gün tek başına yemek yerken eski lise öğretmenlerinden biriyle karşılaştığında adını hatırlayamaz ve kısaca ona “sensei” diye hitap eder. Tesadüfi karşılaşmalar olarak başlayan bu buluşmalar sayesinde aralarındaki bağ, yüzeysel bir tanışıklıktan çekingen bir samimiyete evrilir. Ancak ilişkileri yaş farkı ve toplumsal normların yarattığı sınırlarla şekillenecektir.

Tokyo’da Tuhaf Hava’da Japon yazar Kavakami, yolları kesişen iki yalnız ruhun zaman ve mekânın ötesine geçen, ince bir melankoliyle belirsizce ilerleyen ilişkisini büyüleyici bir Tokyo manzarasıyla sunuyor.



3 Mart 2026 Salı

Kitap - Köpeklere ve Duvarlara Dair Yuko Tsushima

 Herkese merhabalar efenim,

“Yıllar geçtikçe sular âlemi gözünde gitgide güzelleşecek, ışıltısını daha da artıracak. Ve sen o âleme gideceksin. Böyle olmasını diliyorum. Seni sevdiğim için, bir gün öleceğini düşünmek falan istemiyorum.”

Rüya ile gerçek arasında süzülen anılarla örülmüş duvarlar, su tanrıları tarafından kapıp götürülen babalar, unutulan şemsiyeler, yitirilen çocukluklar, hiçbir zaman tam anlamıyla aile olamamış aileler…

21. yüzyılın en özgün kadın yazarlarından Yūko Tsushima bir evlat, bir kardeş, bir anne ve bir kadın olarak kendi hayatının farklı dönemlerinden izler taşıyan bu iki öykü aile olmanın zorluklarını eşelerken, terk edilmenin, kayıp ve yas duygusunun, yalnızlığın yarattığı melankoliyi de su yüzüne çıkarıyor.



2 Mart 2026 Pazartesi

Kitap - Zamanını Kiralayan Adam Shoji Morimoto

 Herkese merhabalar efenim,

“Bir hizmet başlatıyorum... Yanınızda birinin olmasını dilediğiniz herhangi bir durum için kullanabilirsiniz. Belki gitmek istediğiniz bir restoran vardır ama tek başınıza gitmekten çekiniyorsunuzdur.

Belki oynamak istediğiniz bir oyun vardır ama bir kişi eksiktir. 

Ya da belki kiraz çiçeklerini izlemek için otoparkta yer tutacak birine ihtiyacınız vardır.”

Shoji Morimoto’ya patronu sürekli, işe gelmesinin hiçbir fark yaratmadığını, varlığının şirkete fayda sağlamadığını söylüyordu.

Morimoto da “hiçbir şey yapmayan” birinin bu dünyada yeri ve gerçek bir değeri olup olmayacağını sorgulamaya başladı.

“Hiçbir şey yapmamak” bir hizmete dönüştürülebilir miydi?

Böylece tek bir tweet’le “Kiralık İnsan” doğdu.

Kiralık İnsan; yalnız, sosyal kaygıları olan, yakın çevresinden biri yerine bir yabancının yanında olmasını tercih edenlere ilgi çekici bir hizmet sunuyor. Güvenilir, yargılayıcılıktan uzak ve yabancı kalmaya kararlı.

Morimoto, sıradışı işindeki birbirinden ilginç deneyimlerini bizlerle paylaşırken bir bağ kurma ve amaç arayışımızda ilişki, dostluk, iş ve aile kavramlarını nasıl  değerlendirdiğimizi son derece sade bir anlatımla gözler önüne seriyor.



Kitap - İsimler Florence Knapp

 Herkese merhabalar efenim, Son dönemin dikkat çeken psikolojik romanlarından biri olan İsimler, Florence Knapp imzasıyla okurlarla buluşuyo...